left DivX Sinema Forum logo_right

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )

Sinema Filmleri

Inception (2010)

21 Sayfa V  1 2 3 > »   
Konuya Cevap EkleYeni Konu Baslat
left > Inception (2010), Başlangıç seperator Ayarlar V right
keskin
mesaj Jul 30 2010, 11:44:59 PM
İleti #1


Master
Group Icon

Grup: Sinefil
İleti: 4,828
Katılım: 7-August 08
Nereden: Gümüşhane
Üye No.: 63,506



forum resmi

All that we see or seem Is but a dream within a dream - Edgar Allen Poe

Bütün gördüğümüz ve göründüğümüz de düş içinde düş müdür sadece? Çeviri: İsmail Haydar Aksoy

90’ların ilk yıllarından itibaren, sinema endüstrisinin çağa uygun yapılanmasını gerçekleştiren genç yönetmen tayfası içindeki Quentin Tarantino, David Fincher, Alejandro González Iñárritu, ve Christopher Nolan'ın yönettikleri, senaryo kaleme almaları, kurgu anlayışları ve anlatı biçimleriyle izleyicileri yeni berrak sulara yelken açmalarını sağlamışlardır. Her ne kadar genç yönetmen tayfası olarak adlarını saysak da, hiç birinin yaşı 40’dan az olmadığını biliyoruz. Belki de adlarını genç olarak söylememi, yenilikçi ve o zamana kadar süre gelende daha farklı öyküleme anlayışlarının 110 yıllık sinema tarihi içinde rakamsal boyutlarda daha az yer kaplamamışlığıdır. Bu yönetmenler içerisinde, iki yılda bir her yönettiği olay yaratan Christopher Nolan’ı içlerindeki en çalışkanları olarak görüp diğer tarafa ayırmalıyız.
1998’de çeşitli festivallerden ödül almış ilk uzun metraj filmi Following, kariyerini şekillendirmene yönelik elle tutulur ilk filmiydi. Zamanla ardından gelen modern klasik Memento (2000), başarılı yeniden çevrim Insomnia (2002), adını bilmeyenlere “elektrik dahisi” Tesla’yı ve iki sihirbazın kapışmasını konu edinen The Prestige, Tim Burton’ın yönettiği Batman’lerle karşılaştırmaktan geri duramadığımız Batman Begins (2005), The Dark Knight (2008) ve son yapıtı Inception (2010)

İzleyici olarak Batman karakterinin başrolde olduğu 3. filmi beklerken, senaristliğini de Nolan’ın yapacağını öğrendiğimiz rüyalarda geçtiğinden başka sır verilmeyen yapımla karşılaşmamız bünyede bir şok yaratmıştır ama kadrosunun genişliği ve karmaşık hikaye düzeninin etkisi beklentileri en minimumda sabitlemeye yetmektedir. Başrollerini ünlü oyuncular Leonardo di Caprio, Ellen Page, Marion Cotillard, Joseph Gordon-Levitt, Cillian Murphy ve Japon aktör Ken Watanabe’nin üstlendiği filmde, bilinç altının temellerine inme, paradox, ortak bilinç, zihnin labirentleri ve katmanları, uyandırma(dürtme) gibi her birinden sıfırdan senaryo yazılacak kavramları, (Belki de ileride farklı yönetmenlerin yapıtlarında genişçe görebiliriz) tek metin altında toplamayı başarmışlığı Nolan’ın sinema yetisinden kaynaklanan enfes bir bileşim oluşturmaktadır.
forum resmi

Dom Cobb (Leonardo DiCaprio) ve ekibi temin ettiği kimyasallar yardımıyla bilincin uykuda en zayıf olduğu REM evresinde görülen derin ve ayrıntılı rüyalarda gömülü değerli sırların yerini öğrenip, çalma işindedir. Dom’un, birden fazla kurban üzerinde etki sağlamış üstün yeteneği, rakiplerinin sırlarını ele geçirme isteğiyle yanıp tutuşan şirketlerin oyuncusu olmasını engelleyememiştir. Ve ülkesinde işlediği bir suçtan ötürü uzun süredir göremediği çocuklarının yanlarına dönmesine izin verilmeyen Cobb’a, önceki çalma işlerinden tamamen zıt kutupta duran “fikir yerleştirme” işi sunulmuştur. Eğer bunu başarabilirse bütün olanları yok saydıracak yeni bir Başlangıç (Inception) fırsatı yakalayabilecek, çocuklarının yanına dönmesi sağlanacaktır. Yeni hayat için sunulan son görevinin önündeki en büyük engel, sadece Cobb’un “tanıdığı” düşmandır.

Film, deniz kenarında baygın hâlde yatan Cobb'un, silahlı görevlilerce yakalanıp yaşlı bir adamın önüne oturtulmasıyla start alır. Bu türden giriş, son dönemde sıkça karşılaştığımız, filmin son demlerinde bağlanacak olayları 3-5 dakikasıyla gösterip, izleyende merak duygusunu tavan yaptıracak bir seçimdir. Ardından gelen aksiyon dolu rüya içindeki rüya sekansları baş döndürücü aksiyon sahnelerinden afallamış izleyicilere atılan ikinci tokat ve sıkı bir başlangıçların seyirciye vaat edilenin ilk tohumu sayıldığı günümüz sinemasında, beklentileri karşılayıcı tavırdır. Christopher Nolan’ın bir önceki film The Dark Night hâla hafızamızda tazeyse başlangıcın işlenici bir çok açıdan hayli tanıdık gelecektir. Kara Şovalye’yle, film arasında bağlantı kuracak olursak öyle aman aman bir ortak nokta olmasa bile izleyende yer, zaman farklı olacak şekilde ilerlemesini aynı bulması da olası. Ama iki filmin de senaryolarını yazan kişinin de Nolan'ın kendi olması, sinemasının çekirdeğini oluşturan insanın gizli dehlizlerini ortaya çıkarmada ortak bir tat, hatta alttan alta bir meram duygusu yarattığı da hissedilebilir. Saklı tutulan gizin Nolan’ın sineması izleyicide bu kadar tutulmasının sağlayan ana nedeniyse; yönetmenin izleyiciyi elinin altına alan aksiyon dokusu ve içeriğini okuduğumuzda muhtemelen ilgi çekici gelecek farklı ana taslak seçiciliğidir.

Yönetmenin buradaki ve diğer filmlerindeki başarısı, içerdiği aksiyon sahnelerin soluksuzluğundan çok, hikayenin özünü dolambaçsız anlatışından kaynaklanıyor. Ve her türden, her kültürden izleyiciyi yakalamayı hedefliyor. Özellikle kurguda oynama yaptığı Memento ve Prestige ‘deki son ana kadar heyecan duygusu ve anlayamamaktan kaynaklanan ilgiyi kaybettirmeden anlatıyı seçişi ve Incepiton’ın da tematik açıdan sırasıyla bağlantı bütünlüğündeki sahneleri, nev-i şahsına münhasır David Lynch’in kendine has kurgu anlayışından filmin bazı bölümleri net açıklayarak az da olsa uzak bir yol tutuyor. Önce öğretip ardından anlaşılır bir dille rüya içine rüyaları geçiren yapı, filmin “son anına” kadar yanımızda rehber bulundurmadan gezmemize de imkan sağlıyor.

Filmin akıllarda zaman zaman soru işareti bırakarak ilerlemesi bir üst sahnede doyuma ulaştıran cevapların net oluşu, her seviyeden izleyiciyi yakalamaktan geri durmayışını Inception’ın hikaye çekirdeğinden sade bir cümleyle açıklayacak olursak: Ölen karısına özlem duyan adamın, kendisine dahi açıklamaya çekindiği anılarını, mesleksel uzmanlık alanı olan bilinçaltı görevlerinde kendine düşman olarak tanımasıdır.Yapıyı temeldeki fikrin üzerine kurarken bilinçaltını; çıkmaz sokakların olduğu, her an karşınıza çıkacakları hesaplayamadığınız, sürprizlerle dolu labirent olarak tasvir etmeyi de ihmal etmiyor. Bunlara takiben yapının bir diğer katını (filmden örnek verecek olursak: 2. rüyaya geçiş evresinin dakikaları) tamamlamak içinse filmdeki karakterlerin görevini hazırlıyor: Bilinç altında kaybolmamak için sınırları önceden çevrilmiş dünyayı çizecek mimar ve rüya anında bilinç altında ne kadar ileriye gidilecekse bir önceki evrede bırakılan bir görevli… Basitçe açıklayacak olursak: Gidilecek yer 4. evre ise, 3. rüya evresinde uyanık kalanın üzerine 2. katmanda bağlanılır ve onun üzerinden ortak bilinç(3. evre) kurulur.
Evrede her ilerleyişimiz, bir önceki katmanda duyduğumuz acıyı azaltırken, önceki evredeki su, tokat yeme gibi fiziksel durumlar sonraki evreyi etkiliyor. Aynı zamanda rüya gören kandırıldığını anladığında da rüya çökebiliyor. Eğer zor bir koşulda kalınıldığında uyandırılmak isteniliyorsa da dürtmek ve bir anda tümünden uyanmanın tek yoluysa kendini öldürmek düş dünyasından tamamen çıkarıyor... Buradaki zaman kavramı ise rüyaya dalınan evredeki 1 saat gerçeğin/bir öncekinin 5 dakikasına eşit. Ayrıca filmin kırılma noktasını yaşatan totemler ise gerçek dünya-sanal dünya farkını göstermektedir. Bu totemlerin bir özelliği de sahibinden başka kimselerin dokunmasına izin verilmeyişliğidir.

Cobb'un derinlikte saklı tutma gereksinimi hissedişi Mal'ın ölüm anılarından tutun da, sahil kenarında mutluğuna kadar anılar arasında gezinmesini anlatmak için seçilen asansör, filmin zeka kokan anlarına tekabül ediyor. Asansörün her katı iniş çıkışında karşılaşılan manzara Cobb'un psikolojisinin derinliklerinde ne denli sorunlu bir yapı içerdiğini göstermesi adına izleyiciye zaman zaman dehşete düşüren sahneleri çeriyor. Filmin karakter isimlerinden en dikkat edilmesi gereken Ellen Page’ın canlandırdığı Ariadne isminin özelliği, Girit labirentlerinde tutsak kalan Theseus’a,labirentin gizlerini öğrenerek ve verdiği ip ile labirentten kurtaran, Kral Minos'un kızı. Nolan’ın mitolojiden aldığı bu isim, filmdeki labirentleri çizmekle kalmayıp, Cobb’un kendiyle hesaplaşmasını sağlayan yegane kişidir. Filmde dikkat edilmesi gereken bir diğer noktaysa, Robert Fischer, Jr.’ın kasayı açtığında karşılaştığı rüzgar gülüdür. Yönetmen burada, Orson Welles’in en ünlü filmi Yurttaş Kane’le paralellik gösteren bir açıklayıcılık kullanmıştır. Yer yer eğreti duran baba-oğul hikayesi yapılan göndermeyle benim gözümde filmde açıklanan “babasına benzeme” yerine farklı bir yöne oturmuştur, iyi de olmuştur. Filmdeki aksiyon sahnelerin bazıları süreyi arttırmaktan başka bir artısı olmasa da olayları anlamaya çalışan izleyiciye nefes imkanı sağlıyor… Ariadne’ye işin inceliklerini gösterilmesi sırasındaki iki ayna arasında gerçekleşen yansımaların sonsuz görüntü oluşturma sahnesi de gerçeklikten sonsuzluğa yapılacak bir iç yolculuğu basit örnekle izleyiciye sezdiriyor. Zeka dolu bu sahne, filmin tüm derdini açıklayacak niteliktedir. Filmin muazzam müziklerinin bestecisi Hans Zimmer öyle bir üst seviye iş çıkarmış ki, sıradaki filme yapacağı müzikleri gölgeleyecek gibi gözüküyor. Bir oyuncunun diğerinden sahne çalmayışı veya filmin önüne geçmesine izin verilmemesi de yerinde bir tercih olmuş.
forum resmi

Filmin çok konuşulan sonu için teorilerimi ve cevaplarımı sıralayayım:
1- “Film bitip, ekran kararmadan önce uzun süredir dönen topaç yalpalıyordu.
Bu gösteriyor ki Cobb gerçek hayatta.” Filmden kareleri gözümüzün önüne getirmeyi deneyelim ve Cobb’un en uzun süre topacı döndürmeyi başardığı anı hatırlayalım. Ben üç saniyeden fazlasını hatırlayamıyorum. Şimdi Mal’ın rüya evrenindeki kasasını açıp, topacı döndürmesini hatırlayalım? Uzun süre dönmüştü değil mi?

2- “Cobb, hâlâ rüyada, film bu şekilde bitiyor.” Burada Yusuf’un mahzenindeki yaşlı adamın söylediklerini dönelim “Rüya onların gerçekliğe dönüşüdür”
Mahzende topaç çeviren Cobb’un, filmin girizgahından itibaren 2 defa düşsel evrende olmadığını kavraması pek zor olmuyor. Ancak mahzende daldığı söylenen rüya sekansının bitişi hiçbir zaman da seyirciye aksettirilmiyor. Fakat Cobb’un bilinçsel olarak tehlikede hissettiği o sahnede dönmek üzere çevirdiği topacın dönmediği de görülebilir. Buradan çıkarımla da Yusuf’un mahzeninden sonrası tamamen Cobb’un kendi ürettiği düşselliğinin bir sonucu.

3-“Gördüklerimizin hepsi, kasadaki gizli sırları çalınan Saito’nun, intikam almak için Cobb’u kendi silahıyla yani bilinç altına erişerek ödeşmesi mi?” Pek yabana atılmayacak bir fikir gibi duruyor. Şöyle anlatayım: Zaman kavramının rüyalarda farklı işlemesinden Saito uzun süre Araf’ta kaldığından tanınmayacak şekilde yaşlandığı görünüyor. Filmin sonu/başında gördüğümüz yaşlılık halinden uçaktaki zamana dönüşü, metal topacın Saito tarafından döndürmesinden sonraki intiharıyla oluyor. Burada Mal’ın kasaya ne sakladığını hatırlayalım, bir metal topaç idi, değil mi? Topaç gerçek-rüya ayrımını belirttiği gibi derinlerde saklı anıların yerine kullanılan bir metafordur. Saito, topacı çevirdiğinde orada kalması için önünde hiçbir sebep kalmaz, çünkü Cobb’un gizli anılarına ulaşmıştır. Cobb rüya görmeyi sürdürmektedir ve aklına yerleştirilen “eve dönme” fikri devreye girer.

4-"Filmde gördüğümüz sanal ve gerçek dünyaların hepsi Cobb'un zihninin bir ürünü mü?"
İnsan aklı neyin gerçek, neyin sahte olduğunu büyük oranda ayırmayı başarabilmektedir. Küçük oranın içinde kalan Dejavu("Wikipedia'dan alıntı: Yaşanılan bir olayı daha önceden yaşamışlık veya görülen bir yeri daha önceden görmüş olma duygusudur. Ânı daha önceden yaşamışlık halidir.) olayında ise rüyamızdaki bir "an"ı gerçeklikle karıştırılması da olası. Yani, akıl rüyada görüleni gerçekte yaşanmış sayıyor. Bana göre, filmin hangi bölümlerinin çok net şekilde gerçek yada rüya olduğu yine de belirsizlik içerisinde.. Buradan hareketle Mal ve Cobb'un yarattığı hayali dünyada, kendi zihin Araf'ında kalması gereken Saito, hangi sebeple orada bulunmaktadır.(Burada yaşlı ve genç Saito'nun ev dekorasyonuna dikkat edelim) Zihnen Araf, ölenin aklında yaşanması gerekirken Cobb'un ve eşinin yarattığı dünyada kalması ve başkasının rüyası üzerine kurulu evreninde neden sadece Cobb'un anıları karışmaktadır.(Birden arabaların içinde varolan Treni hatırlayalım) Tümünü birleştirirsem, izlediklerimizin hepsi Cobb'un zihninde oluşan yansımaların bir hikaye bütünlüğü almışlığı da olabilir. Akıl bu, ne yaptığı belli olmaz, özellikle de anılarını derinliklere gömen kişilerde sonucunun yaşandığı olası.
IMDB
» Inception (2010)

Inception (2010)
Yönetmen: Christopher Nolan
Tür: Action,Adventure,Mystery,Sci-Fi,Thriller
Ülke: USA, UK
Konu: A skilled extractor is offered a chance to regain his old life as payment for a task considered to be impossible.
Puan: 8.8/10 (912.553 oy)
Süre: 148 Dk.
Oyuncular (ilk 10): Leonardo DiCaprio, Joseph Gordon-Levitt, Ellen Page, Tom Hardy, Ken Watanabe, Dileep Rao, Cillian Murphy, Tom Berenger, Marion Cotillard, Pete Postlethwaite

IMDB: http://www.imdb.com/title/tt1375666/


Bu ileti pirpir tarafından Feb 2 2014, 08:44:43 PM yeniden düzenlenmiştir.
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
x-files
mesaj Jul 31 2010, 12:12:56 AM
İleti #2


"Trust No One"
Group Icon

Grup: Kıdemli Üye
İleti: 1,073
Katılım: 24-July 08
Nereden: İstanbul
Üye No.: 63,494



Çok güzel bir inceleme olmuş elinize sağlık. Sonla ilgili ben 2.ihtimalin gerçekleştiğini düşünüyorum. Bir şekilde kendi isteğiyle yada değil arafta kalmayı tercih ediyor gibi...

Bu ileti x-files tarafından Jul 31 2010, 12:13:07 AM yeniden düzenlenmiştir.
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
iDroid
mesaj Jul 31 2010, 12:13:29 AM
İleti #3


I am a Droid
Group Icon

Grup: Uzman
İleti: 6,098
Katılım: 11-May 04
Üye No.: 2,228



Yazınızı soluksuz okudum. Çok teşekkür ederim. Gerçekten de aklımdakilerin hepsini bu yazıda bulmam mümkün oldu. 2 numaralı teori bana da daha yatkın görünüyor. Hatta buradan da bir devam filmi gelebilir diye ümit ediyordum.

Bu ileti Megaman tarafından Jul 31 2010, 12:14:18 AM yeniden düzenlenmiştir.
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
mehaz
mesaj Jul 31 2010, 01:23:52 AM
İleti #4


Member
**

Grup: Üyeler
İleti: 39
Katılım: 29-January 10
Üye No.: 86,127



confused1.gif IMDB puanı beklentilerimi daha da yükseltti. 9,2 ne demek? Yarın mutlaka izleyeceğim.

Bu ileti mehaz tarafından Jul 31 2010, 01:24:20 AM yeniden düzenlenmiştir.
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
Monkey D. Luffy
mesaj Jul 31 2010, 01:40:43 AM
İleti #5


Gomu Gomu No Mi
**

Grup: Üyeler
İleti: 109
Katılım: 30-January 10
Nereden: Grand Line
Üye No.: 87,351



Şuan itibari ile sinemadan geliyorum. Hem kurgu hemde senaryosu ile muhteşemdi. Bu filmin etkisini üstünden atmak için baya bir zaman gerek bence. 9/10
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
thedream
mesaj Jul 31 2010, 02:27:51 AM
İleti #6


Member
**

Grup: Üyeler
İleti: 103
Katılım: 5-September 05
Nereden: the middle of nowhere..
Üye No.: 26,282



Bu güzel inceleme yazınız için ellerinize sağlık..
Kesinlikle son zamanların en iyi ve en çok konuşulacak olan filmi Inception..
Ancak kendi açımdan; muhteşem sinematografisi dışında diğer yönlerden C.Nolan'ın en iyi filmi olduğunu söylemek oldukça zor açıkçası.. (8.4/10)
Filmin sonu ile ilgili ben de ''mutlu görünümlü mutsuz son'' (2) olduğu yönünde oyumu kullanıyorum..
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
judass
mesaj Jul 31 2010, 06:04:37 PM
İleti #7


s u z
Group Icon

Grup: Sinefil
İleti: 1,143
Katılım: 29-November 08
Üye No.: 63,709



@keskin, ellerine sağlık flowers.gif

İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar. Hadis-i Şerif

…ve üçü de aynıdır: İnsan, nesne, rüya. Hugo von Hofmannsthal

Görebilmek için ışık kaynağına ihtiyacımızın olduğu nesnelerin nasıl olup da hiçbir ışık kaynağının bulunmadığı tamamen karanlık bir ortam olan uyku halinde görülebildiğini anlayamayan insanoğlunun karşısında rüya, çözümlenemeyen muazzam bir alan olarak durmaktadır. İnsan ömrünün üçte birinin uykuda ve bu sürenin üçte birinin de rüya görülerek geçirilmesi insanın kesintisiz olarak sürdürdüğü ‘’kendiliğinden’’ faaliyetlerin en önemlilerinden birisidir. Nefes almak, görmek, işitmek, duymak gibi rüya görmek için de hiçbir çaba gösterilmesine gerek yoktur ve insan bundan rahatsızlık duymaz.

Yaratılıştan itibaren insanlar mesaj taşıdıklarına inandıkları rüyalardan anlamlar çıkarmaya çalışmış ve rüyalar aracılığıyla gelecek hakkında tahminlerde bulunmuşlarsa da gerek oneiroloji uzmanları, psikanalistler, rüya tabircileri, medyumlar, din adamları gerekse kişinin kendisi bu uçsuz bucaksız alanda elinde kocaman bir hiçlikle dolaşmaktadır.

Uykunun rüya görülen kısmına R.E.M. (Rapid eye movement) denilir. Bilimsel araştırmalar rüyaların 5-20 dakika arasında sürdüğünü, normal bir uykuda 60-90 dakikalık periyotlarla 4-5 R.E.M. dönemi yaşandığını ve bu R.E.M. evrelerinin her birinin ortalamasının 20-25 dakika sürdüğünü iddia etmektedir. İnsanın yaklaşık olarak 6 yılını rüya görmekle geçirdiği bunun da ortalama 150.000 rüya olduğuna inanılmaktadır.

QUOTE
‘’Yeni rüyalar görmek insanın hakkıdır; dünyada hiçbir güç onu bu haktan mahrum edemez. Belki de bu, insanın ve insanlığın geleceğinin garantisidir. (Hint Şairi Serdar Cefri)’’


R.E.M. uykusu sırasında, insanın göz ve solunum kasları dışında fizyolojik felç durumunda bulunması ve vücuttaki hiçbir kasın çalışmaması ilk anda şaşırtıcı gelebilir. Ancak rüyada yaptığımız şeyleri yatakta yapıyor olacağımızı bilince rüya görmenin ne kadar tehlikeli bir iş olacağını düşünün. Çünkü rüyadaki aktivitelerin fizyolojik etkisi ile günlük hayatta yaşanılanların etkisi aynıdır. Rüyada, koşmak, şarkı söylemek, kaçmak aktivitelerinde bulunuyorsak beyinden kaslara bu fonksiyonlar için emirler gitmesine karşın R.E.M. uykusu sırasında vücut felç olduğu için kişi, hareket etmek istediği halde hareket edemez. İnsan, rüyasında da kaçmak istediği halde kaçamadığı, koşmak istediği halde koşamadığı rüyalar görür. Bu felç olmuşluk hissini içeren korkunç rüyalar hızlı kalp çarpıntısı, ter içinde kalmak, ağız kuruluğu gibi abartılı korku tepkileri ile bir kâbusa (karabasan) dönüşür.

İnsanın R.E.M. uykusu dönemi yaşamaması halinde uykudan uyanamayacağı söylenmektedir. R.E.M. uykusunda görülen rüya hem beyni ve vücudu dinlendirmekte hem de uyku aralarına girerek beynin faaliyetlerini tamamen durdurmasını engellemektedir.

Günümüzde rüyalar eskisi gibi hayatı belirleyici rol oynamamaktadır. Modern insan rüyalarını hatırlamamakta, hatırladıklarını da önemsememektedir. Hayal görmeyi bırakmak demek her gün sekiz saati boşa harcamak demektir sözünü doğrularcasına saatler boşa geçirilmektedir.

Ülkemizde biri ‘’bir rüya gördüm’’ dediği zaman ‘’Hayırdır İnşallah’’ diye karşılık verilir. Örneğin Kürtler arasında da ‘’rüyan hayırlı olsun’’ denmemesi büyük kabalıktır. Bu cümleye yanıt olarak ‘’sana da hayırlı olsun’’ denir. Mevlana ‘’Dünya da böyledir. Uyuyan bir kişinin gördüğü bir rüyaya benzer’’, Ma’arri de ‘’Uyku ölümün kardeşidir’’ demiştir. İnsan rüya görmek için uyumalıdır ancak uyku bir yaratılmışlık halidir. Erzurum yöresinde bir bilmece şöyledir. Herkes görür bir tek Allah görmez. Bil bakalım bu nedir: Rüya.

Yönetmenin rüya üzerine bir film çekmeden önce literatürü iyice taradığını ve yazımın başlangıcındaki Hadis’ten de anlaşılacağı üzere İslami referansları kullandığını söylemek mümkündür düşüncesindeyim. Bu durumu onaylayacak ve filmin anlaşılmasına katkısı olacağını düşündüğüm birkaç olayı da yazmadan geçemeyeceğim.

Rüyalar gelecekle ilgili alametler olarak da kullanılabilmektedir. Bunun en saf hali istihare geleneğidir. Kişi, dua ettikten sonra, kutsal ya da takdis edilmiş bir yere uzanır ve ‘’hayırlı olanı arar’’ (Arapçadaki istihare kelimesinin tam karşılığı budur); kişi bu yolla, bir sorunun yanıtını, bir ikilemin çözümünü bulmayı amaçlamaktadır. İstihare halindeki kişi uyumak için değil rüya görmek için doğrudan R.E.M. haline geçmeye çalışan kişidir. Filmdeki adamlarımızın da çeşitli kimyasallar yardımıyla uykuya değil doğrudan R.E.M. durumuna geçmeleri benzerlik göstermektedir.

Rüya Arapça ‘’görmek’’ demektir. Kuran’daki en önemli rüya kıssası Yusuf Suresi’ndedir. Sureye göre, Yusuf peygamberin çocukluğunda gördüğü bir rüyada, güneş, ay ve on bir yıldız kendisine secde etmiş, bunun üzerine babası ona, mutluluk müjdeleyen bu rüyayı kıskançlık uyandırmasın diye kardeşlerine anlatmamasını istemiştir. Bu nedenle, rüya tabirciliğinde rüyaları tedbirsiz bir şekilde başkalarına anlatmaktan kaçınılması öğütlenir. Böylece Yusuf peygamber, Mısır melikinin rüyalarını yorumlayarak rüya tabirciliğinin ilk örneği olmuştur. Filmdeki Yusuf karakterinin isminin de rastgele seçilmediği böylece anlaşılmaktadır.

Gazali, İhya-u Ulumiddin isimli eserinde, üzerinde ezelden beri, gerçekleşecek her olayın kayıtlı olduğu Levh-i Mahfuz’dan söz eder. Tabii bu, tarifi imkânsız bir levhadır. Bu levha; Kuran’ı, gözünün önündeymişçesine ezberden okuyabilen bir kimse gibidir; bu kişinin başı açılıp beyni parçalara ayrılsa, içinde yine de tek bir harf bulunamayacaktır. ‘’Bir benzetme yapacak olursak… bu levhaya, içinde bütün suretlerin nakşedildiği bir ayna diyebiliriz. Bir aynanın karşısına başka bir ayna konursa, birinci aynadaki suretlerin ikinci aynada yansıması gerekir. Oysa bu iki aynanın arasında bir perde vardır. Uyku demek, duyuların dingin kalması ve bu şeyleri kalbe iletmemesi demektir. Kalp bu şeylerden ve fikirden bağımsız, kalbin özü saf olunca, kalp ile Levh-i Mahfuz arasındaki perde kalkar ve levhandaki bazı şeyler kalbe akseder.’’ Cobb ile Ariadne arasında yaşanan olayı hatırlayınca benzerliği görmemek mümkün değil.

@keskin Ariadne ismi ile ilgili açıklaması yeterlidir ancak yönetmenin ilk taslağında kurgunun Ariadne üzerine olduğunu araştırdıkça odak noktasını değiştirdiğini ancak Ariadne karakterinden vazgeçemediğini anlıyorum. Filminin geneli ile örtüşmeyen bu karakter ve labirent kurgusu olayların her zaman karmaşık çözümlemelere ihtiyaç duymadığını, büyük bir labirentten sağ çıkmanın en basit ve etkili yolunun ‘’bir ip’’ olduğu gözlerden kaçırılır.

Rüya konusunu burada bırakarak ‘’fikir’’ üzerine devam edelim.

QUOTE
‘’Sonuçları hesap edilemez bir karar almanın arifesinde olan Büyük İskender geleceği kesin olarak haber veren bir kadını çağırtmış. Böylece geleceği görecek ve adımlarını buna göre atacaktır.

Kadın gelir. Çok büyük bir ateş yakılmasını, geleceği çıkan dumandan okuyacağını söyler ancak tek bir şartı vardır. Sabırsızlanan İskender kadından şartını söylemesini ister. ‘’Dumana dikkatle bakarken ne olursa olsun, bir timsahın sol gözünü aklının ucundan geçirme’’ der. ‘’Timsahın sağ özünü düşünebilirsin ama sol gözünü asla’'


Bunun üzerine İskender’in geleceği öğrenmekten vazgeçtiğini herkes tahmin edebilir. Çünkü kadının aklına soktuğu timsahın gözü İskender’in hafızasını ve zihnini ele geçirmiştir. Filmin işlediği en önemli tema olan ‘’fikir’’ yerleştirme fikri muazzam derinlikte yazılara ve okumalara açıktır.

Sözlerimi Çin bilgeliğinden bir alıntıyla bitiriyorum. ‘’Chang Tzu bir sabah uyandığında zihninde gece gördüğü rüyanın anısı capcanlıydı. Chang Tzu rüyasında bir kelebek olduğunu görmüştü. Şöyle sordu kendine: Ben kendisini rüyasında Chang Tzu olarak gören kelebek miyim yoksa kendisini kelebek olarak gören Chang Tzu muyum?’’

Blood Diamond filmine kadar bir oyuncu olarak takip etmediğim Leonardo DiCaprio aynı yıl rol aldığı The Departed filmi ve daha sonraki filmleriyle kendisini ispatladığını ve oyunculuğu ile ilgili tartışmaların da bir daha açılmamak üzere kapandığını düşünüyorum. Christopher Nolan ise her usta yönetmenin yaptığı gibi senaryo aşamasına da el atarak gönlündeki filmi yapmaya çalışıyor. Bunu yaparken de bir iyi, iki kötü film çekmek yerine kendi koyduğu çıtayı aşarak kendini zorlamayı biliyor. Minibüsün köprüden düşmesi sırasında yaşanan olayların zamanlaması konusunda bir kurgu hatası olduğunu öyle değilse yönetmenin sinema salonlarında gösterilmesi için bazı sahneleri çıkarmak zorunda kaldığını, iyi bir filmin her zaman karşımıza çıkmayacağını ve sinemaseverlerin kesinlikle beyaz perdede seyretmesi gerektiğini düşünüyorum.

Budala değilim ki uğraşayım
Kavuşmak için senin gibisine!
Senin sadece bir rüya içinde
Görünmen yeter benim gibisine! Chanchanan Abdur Rahim

Bu ileti judass tarafından Aug 9 2010, 05:54:09 PM yeniden düzenlenmiştir.
Üye ForumdaProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
pirpir
mesaj Jul 31 2010, 08:27:22 PM
İleti #8


Masalcılar familyası...
Group Icon

Grup: Moderator
İleti: 10,557
Katılım: 18-October 05
Nereden: tembel tenekelerin yanı!
Üye No.: 35,284






forum resmi


Nolan 2005 yılında Batman serisini vizyona soktuğundan bu yana hayli çalışkan ve verimli bir senarist - yönetmen – yapımcı. Koltuğunda sinema adına pek çok karpuz var ama yaptıklarıyla karpuzların hiç birini kırmadan yoluna devam ediyor. Başarılı bir sinemacı olmasının yanında bence bazı konulara takıntılı smile.gif) Sarışın erkeklere zaafı mı var yoksa kendiside sarışın bir erkek olarak filmdeki “kahramanları” mı bir bakıma kendisi de o yüzden mi filmleri güzel sonlarla bitiyor merak etmiyor değilim doğrusu. Zira eski çalışmalarına bakınca hayli öznel yaklaşılması gerektiğini düşünüyorum.

Momento , The Prestige ve şimdide Inception ’ da bir biçimde zihin algısı üzerine kurulu filmler izledik. Çektiği her iki Batman filmini sinemasını değerlendirirken göz ardı ediyorum. Yönetmen olarak çekim planları yâda sahne seçimleri kendi tarzı ve dokusuyla zaten belli oluyor ama birde bence Özgün senaryolar yazan bir Christopher Nolan var. Kendi hayallerini beyazperdeye yansıtan ve yönetmen olarak biz seyircilere gösteren bir adam. Bu gösterme kısmında ki Sihir kısmına yazının devamında zaten değineceğim şimdilik pas geçelim ve önce senaryodaki benzeşmelere odaklanalım derim.

Momento ’nun kahramanı yaşadıklarını kısa bir süre sonra unuttuğu amnezi ile boğuşan, karısının katilini arayan bir sarışındı smile.gif) Hatta bu takıntısı yâda kurguya olan bağlılığı o kadar ileri boyuttaydı ki vücuduna yaşadığı önemli şeyleri dövme olarak yaptırarak gerçeğe ulaşma saplantısını sürdürüyordu. Hikâye olgusu ve kurgu farklı bir pencere açmıştı sinemaseverlerde. Kaybedilen eş / âşık durumlarını buraya not olarak ekleyelim.

The Prestige ’de gördüğümüz ise iki adamın gerçeklik algısını insanlara satmasıydı. Birbirlerini acımasızca rekabet denizinde alabora etmeye çalışan bu adamları izlerken tüm film boyunca neyin gerçek olduğunu sorgularken aynı zamanda bu iki rakibi de hem Sihir hem de aşk rekabeti içinde ölümüne bir kavgada izledik. Kimi zaman gerçekliği biz izleyicilerde kaybettik ( Tesla ’nın makinesi gibi ) filmin sonunda ise her şey yalan aslında gerçek son derece basit ve bizim gözümüzün önünde diyen bir sonla tanıştık. Gene bir kaybedilen eş / âşık durumları ve Amerikan sinemasında bence çok da fazla samimilikte göremediğimiz bir aşk vardı. Ama mutlu aşk yoktu smile.gif) Bir önceki filmden zaten bunu kabullenmiştik değil mi?

Geldik yeni maceramız Inception / Başlangıcımıza, elimizde bir kayıp eş, gerçeklik duygusu ile rüyalar arasında gel git yaşayan bir adam ve film boyunca aslında gerçek mi rüya mı bize ters köşeye hazır olabileceğine inandığımız bir film var.

Nolan neyi anlatmak istiyorsa onu çok iyi biliyor ve bence gerçeklik ile zihnin algıları arasında bir yerlerde aynı hikâyenin farklı varyasyonlarını bize sunuyor. Elbette arada Batman serisine yaptığı yolculuğu da burada dile getirmekte fayda var.

Batman kim? Gerçekte var olmayan bir kahraman. Bir modern zaman masalı. İnsanların gerçekte gördükleri Bruce Wayne karşılık bir de hayallerinde ki kurtarıcıları Batman . Bu bakımdan bakıldığında aslında Batman serisini yeniden ele alması için seçilen bir yönetmen olarak son derece doğru bir seçim.

Nolan neyin gerçek neyin yalan olduğunun farkında olmalı zira filmlerin sonunda realiteyi insanlara sunduğunda hayal kırıklığından ziyade insanda bir doygunluk ve en doğru çözümün bu olduğuna inanma ihtiyacının tatmini hâsıl olmakta. Şimdiye dek hiçbir filmi için hayır sonu böyle olmamalıydı diyen tatminsiz bir güruh ortaya çıkmadı. İnsan doğasını iyi bildiği gibi aynen filmdeki kahramanları gibi kendiside filmin bir yerinde insanlarla oynuyor ve vermek istediği fikri insanlara aşılıyor.

Örneğin Inception ’da rüyalar içinde geçerken bir anda kendimizi karlar arasında maceranın içinde buluyoruz. Ki bu öyle bir anki Temmuz ayında gösterime giren bir film için harika bir seçim. Dışarısı biz izleyiciler için sıcak ama o an filmin içindeyiz aslında bizde bir rüyada değil miyiz o an? Birinin rüyasının içine girdik. Rüyasını bize gösteren Nolan ve biz o an artık gerçeklikten koptuk karların içinde soluk soluğa Fisher’in kasasında ne var diye peşine takıldık onu izliyoruz. Nolan’ın zekâsına ve insanlarla oynamasında ki ince hazırlık doğrusu beni hayran bıraktı. Fisher’ın dediği gibi bu rüya neden bir plajda geçmiyor ki smile.gif) Çünkü o an o plajda olan izleyici kendi hayatında kopamaz o filmin içinde olamaz, tansiyon yükselemez ve finalin, tüm düğümlerin çözüldüğü o anda izleyici yeterince filme konsantre olamadığından anlamadığı bir filmden ayrılmış olacaktır. Nolan iyi bir psikolog. İnsanları iyi tanıyor ve bence bu yüzden başarılı bir yönetmen. Aksiyon sineması nankör bir daldır. Çünkü izleyici filmi izlerken tamamen o anın içinde olsa da film bittiğinde gerçekliğe geri döndüğünde filmin hayal olduğunu kabul etmek zorunda kalır ve yavaş yavaş etkisi kaybolur. O yüzden aksiyonu filminizin içinde kattığınızda iz bırakmak için başka numaralarda göstermelisiniz. Buradan geldik mi Matrix ’e smile.gif) Matrix bence bir milattır. Aksiyona hem de sahiden ciddi aksiyona felsefe katıp bunu büyük kitlelere satan hem ciddiye alınma başarısı gösteren özgün bir yapı olduğu için gerçekten önemlidir. Bence insanların sinema algısı kadar beklentileri de yükseltmesi bakımından bir miattır.

İşte burada tırnağımızı biraz daha açıp Inception ’u izlerken Matrixvari yaklaşıma odaklanmak isterim. İzleyenler ilk başlangıç aşamasında fazlasıyla Neonun varlığını filme sinmiş hissetmediler mi acaba? Yusuf’un laboratuarında ki rüyaya dalanlar tıpkı Matrix in dünyasında yaşanlar gibi demediniz mi? Yahut insanların ortak bir rüyayı paylaşması, uyutulması. Burada Nolan’ın aslında bilimkurgu’yu öylesine bir gerçekliğe yakınlaştırmış ki bu da bence filmin gücü.

Bir yerlerde okumuştum “En iyi yalan gerçeğe en yakın olandır” burada da izleyicilerin bağlantı kurup filmin içine girmesi için çekilen numara bildikleri şeylere referans vererek onları senaristin rüyasının içine çekmek değil mi? Aslında The Prestige ’den sonra Nolan fikri biraz geliştirmiş. The Prestige ’de seyircilere verilen hep şuydu “Sihir ” Sihre neredeyse inanıyorduk değil mi? Hugh Jackman ’ın oynadığı karakter Sihir yapamıyordu o teknik ekipmanla Sihir yapabiliyormuş gibi göz boyuyordu. Christian Bale ’in oynadığı karakterin sihrini çözmek içinse filmin sonuna kadar beklemek zorunda kalmıştık. Ve sonunda adalet tecelli ederek gözümüzdeki boyayı siliyor bize gerçeği gösteriyordu. Sihir aslında yoktu. Biz sihre inanmak istemiştik.

Bu filmde ise herkesin hayatında yaşadığı bir tecrübe referans verilmiş. Sihir kadar özel bir durum değil. Rüyalarımız.

Uykuya bir bakımdan ölmenin provası derler. Aslında uyurken dünyaya hemen hemen tüm duyularımızı kaparız. Başka bir gerçekliğe gireriz. Biz uyurken vücut tekrar yapılanır ve yeni güne dinlenmiş ve tazelenmiş halde başlarız. Biz bilinçli hareketlerimizden ayrılıp başka bir dünyaya dalarken vücut da kendi realitesinde idareyi ele alır ve yeni bir sayfa açmak için bizi hazırlar. Rüyalar aynı zaman da bazı zamanlar başka bir sayfa açmak içinde kullanılır. Judass’ın bahsettiği “istihare” Kelimenin başka bir çağrışım yaptığı fiil var ”İstişare” Çok önemli bir karar vermeden önce herkes değil ama bazı insanlar “rüyaya yatar” ritüeli vardır. Bir namaz ve ardından hiçbir şey düşünmeden uykuya dalmayı gerektirir. Rüyanın içinde ki renk yâda simgelerden anlamlar çıkarılıp geleceğe dair kararlar verilir.

Enteresan bir biçimde insanlığın varoluşundan beri yaşayan ve bildiğim kadarıyla tüm kültürlerde olan ortak bir “görme” biçimidir. Bir de siz ben gibi normal insanların rüyaları var. Rüyalar içinde insan debelenir durur. Yahut da nedense bilmemekle birlikte ben hep kötü rüyaları hatırlayarak uyanırım. O yüzden filmi izlerken sık sık kendi kendime şunu söyledim durdum “ Bu işin sonu kötü bitecek “ oleyo.gif Beni kışkırtan düşüncelerimin en önemli sebebi ise Cobb ’un tüm film boyunca çocuklarının yüzünü asla görmemesi hatta nedense rüyalarda başlarına hep kötü şeylerin gelmesiydi. Şimdi son yorumlara baktıkça gerçek değil rüya ile bittiğine dair insanlarda kanı oluşturduğunu gördükçe de kendimden şüphe etmekteyim. Hatta o kadar olumsuzum ki ben filmin sonunda her şeyin olması gerektiği ve mutlu sonla bittiğine inanmakla kendi rüyalarıma güvenmiyorum demeye geldim. Bilemiyorum ben güzel bir son olduğuna hala inanmak istiyorum.

Rüyadan ayrılmak için ölmek yada düşmenin şart olması yahut da Araf olgusu öylesine hayatla ölüm ilişkisinin varlığını önümüze seriyor ki dünyada her şeyin ölümlü olduğu tıpkı DNA’mız gibi değişmez bir biçimde bize belletilirken bu filmde de önümüzde. Rüya görme hali zaten ölüme en yakın halimiz. Hatta dünyanın bir rüya ölümden sonraki hayatın gerçek yaşam olduğuna inanırsak o zaman aslında biz de şu an bir Rüyanın içinde birbirimizin rüyalarını paylaşıyoruz. Hatta eğer yaşam bir rüyaysa bizim uyurken gördüklerimizde rüya içinde rüya değil mi? Bir gün ölerek bizde uyanacağız değil mi? Galiba cevapta gerçekliğe nereden baktığımıza bakıyor ha smile.gif)


A bu arada eklemeden olmaz gerçi yukarıda da yazılmış her bir karakter sahiden güzel işlenmiş. Di Caprio’ya kıyak geçilmemiş. Ekibin her üyesinin rolü ve ekipteki yeri sahiden başarılı kurgulanmış. Baştan sona ah şu sahne olmasaydı diyebileceğim bir şey bulamadım. Klişe olan ve buna yol açabilecek tuzak sahnelerden incelikle kurgulanmış ( Yeni mimar kızın anahtar olması, ekibe girmesi, rüyalara girmesi vs göze batan hiçbir bölüm görmedim) Filmi izlerken pek çok komplo teorisi kurmadım değil. Bir ara ciddi ciddi rüyada olanın aslında Cobb olduğuna ve karısının onu rüyadan kurtarmak istediğine hatta her şeyin Cobb ’un kâbusu olarak başa saracağından falan dolayısıyla filmin sonunun sürprizle ve acı bir sonla bitmesini beklemediğim değil. Haliyle bu son beni daha çok şaşırtıp rahatlattı demek zorundayım smile.gif)

İnsanı diken üstünde tutan, sonsuz olasılıklar barındıran ( zira hiçbir zaman insan AYNI rüyayı görmez, göremez ) özel bir filmdi. Senenin izlediğim en iyi filmi demek zorundayım. Galiba bu sene daha iyi bir film çıkmayacak. Kesinlikle sinemada izlenmesi gereken bir filmdi. Bu arada aslında filmi izlerken şunları şunları yazacağım dediğim oldukça derinlikli bir filmdi ama yazarken aklıma gelmiyor hay aksi!
Yazmayı unuttuğum bir başka detay. Son Nolan'ın Batman serisinden itibaren son 5 filminde de oynayan Micheal Caine'i yazmayı unutmuşum. Rolü kısacık bile olsa onu an ekranda görmek sanki yönetmenin imzası oldu smile.gif
forum resmi




Bu ileti pirpir tarafından Jul 31 2010, 09:08:05 PM yeniden düzenlenmiştir.
Üye ForumdaProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
Blackworms
mesaj Jul 31 2010, 08:57:27 PM
İleti #9


Tertium non datur.
Group Icon

Grup: Uzman
İleti: 8,936
Katılım: 11-February 09
Nereden: İstanbul
Üye No.: 68,320



Bu arada üç yazı da mükemmel içeriklere sahip. Filmi izlemek ayrı bir keyif, muazzam içeriklerle dolu bu incelemeleri okumak ayrı bir keyifti resmen. Bilginize ve ellerinize sağlık. flowers.gif
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
brightblade
mesaj Aug 1 2010, 12:41:23 AM
İleti #10


.:Brightblade:.
Group Icon

Grup: Etkin Üye
İleti: 849
Katılım: 7-January 05
Üye No.: 20,440



İncelemeler için teşekkürler. Bugün filmi seyrettim ve film hakkında bir iki yazıda ben eklemek istiyorum. Bu sebepten incelemelerinizi yazımı hazırladıktan sonra okumayı düşünüyorum.

Bu arada anlamsız yorumları (!) konudan uzaklaştırabilirsek ne güzel olur. Bozmamış oluruz bu güzel başlığı. Beğenmediğiniz yerleri belirtin başka kimseyi itham etmeyin zevkleriyle!
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
Quezacotl
mesaj Aug 1 2010, 03:06:30 AM
İleti #11


TheMBjK
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 3,559
Katılım: 24-February 08
Nereden: Bursa
Üye No.: 63,372



Oldukça sağlam, üzerinde aylarca belki de yıllarca konuşulacak bir film yapmış yine Nolan. Kendi çıtasını sürekli yükseltiyor. Bizim de film beklentilerimizi tabii. Bu tarz eserlerden sonra izlediğimiz çoğu filmden zevk almak zor olacak artık. DiCaprio bana göre artık kendini aşmıştır, kanıtlamıştır Nolan gibi. Filmden çıkıp bilgisayar başına geçmenin verdiği gazla hem IMDb'de hem de DP altyazı sayfasında 9 puanı bastım. smile.gif Mutlaka izleyin!

Sevgili keskin, anladığım kadarıyla aceleyle yazmışsın. Bazı cümleler bayağı karışık ve düşük olmuş. Başı farklı, sonu farklı... Olumsuz bir anlam çıkarma ama. smile.gif Okumak zor oldu, ondan belirttim bunu. Fark edemediğim güzel ayrıntılar buldum. Özellikle klasikler konusundaki bilgiler, göndermeler güzeldi. Ellerine sağlık. flowers.gif

Sevgili judass, iletinizde paylaştığınız çok değerli (benim için öyle) bilgiler için teşekkürler. Müthiş ayrıntılar barındırıyor. flowers.gif

Sevgili pirpir abla, güzel ve sıcak bir yazı olmuş. Karlı bölümler sıcak değil tabii. tongue.gif Ellerine sağlık. flowers.gif Bu arada Matrix için milat diyemeyiz sanırım. Fikrin kökleri bir animeye aitti yanlış hatırlamıyorsam. İsmini hatırlayamadım şimdi. Sinefillerimiz okuyorsa ayrıntılı bilgi verecektir muhakkak. Sen sarışın adamdan, önceki hikâyelerindeki aktarmalardan falan bahsedince kafamda oluşan tuhaf düşünceleri dışarı vurma cesareti oluştu bende de. fool.gif

2006: The Illusionist -- The Prestige
2010: Shutter Island -- Inception

Bu dört filmi izlemiş olanlara soruyorum: Kafanızda az veya çok bir "Hakikaten yahu!" düşüncesi oluştu mu? Çok kurcalayınca bir şekilde benzerlik zaten bulunur ama ben çok kurcalayınca daha fazlasını buluyorum. Bazen diyorum, bu adam bir şeyleri alıp değiştirip önümüze mi sunuyor? Sonra da düşünüyorum kendi kendime: "Saçmalama yahu adam kendini daha 2000'de Memento ile ispatlamış bir yönetmen/senarist. Sen fazla kurcalıyorsun ayrıntıları!" Bu tarz bir ikileme düşen oldu mu hiç? Sadece ben miyim, merak ettim. Önceden rastlantı olduğunu düşünüyordum ama 2010'da da aynı düşünce kafamda belirince septikliğim azdı. tongue.gif Çok mu komplocuyum yahu? fool.gif

Bu ileti zisxiri tarafından Aug 1 2010, 09:09:36 AM yeniden düzenlenmiştir.
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
batigol-7
mesaj Aug 1 2010, 07:32:59 PM
İleti #12


Avant-Garde
Group Icon

Grup: Etkin Üye
İleti: 5,761
Katılım: 10-February 09
Nereden: Bakırköy
Üye No.: 63,870



Çok iyi bir film izledim ama mükemmel film veya Matrix kadar etkilendim diyemiyorum.
Uzun yıllar aklımda kalır mı bilemiyorum, ama geçici bir süre için arkadaş arası muhabbetlerimize konu olacağı kesin.

Nolan'ın en iyi filmi değil, klasik bir Nolan filmi olmuş. Nolan'ın en sevdiği ve belki de her filminde uyguladığı
bilinç teması ve iç hesaplaşmalar bu filmde ana tema olarak yer almış.
Ayrıca yepyeni bir film değil, akıl karmaşası oluşturan en iyi filmlerden biri olmuş.

Ellen Page'i beğenmedim, çok sırıtmış, role hiç gitmemiş bence, çok çocuksu ve şaşkın ifadeleri vardı.
DiCaprio iyiydi ama çok iyi diyemiyorum.

Rüyalar arası zaman katmanlarının biraz yüzeysel verildiğini düşünüyorum.
Aksiyonlar ve fiziksel etkilerin katmanlar arası rüyalara etkilerinde biraz tutarsızlıklar gözüme çarptı.

Filmde en çok hoşuma giden şey gerçekliği ayırt etmeyi sağlayan kişisel obje fikriydi.

İçimden 8.5/10 verdim ama 9 yıldıza tıkladım biggrin.gif

Bence o topaç yalpalamaya başlamıştı, tam düşecekti filmi kestiler demek isterdim
ama diyemiyorum smile.gif

Bu ileti batigol-7 tarafından Aug 1 2010, 07:33:45 PM yeniden düzenlenmiştir.
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
Blackworms
mesaj Aug 1 2010, 08:26:08 PM
İleti #13


Tertium non datur.
Group Icon

Grup: Uzman
İleti: 8,936
Katılım: 11-February 09
Nereden: İstanbul
Üye No.: 68,320



Aklıma takılan bir şeyi sormak istiyorum basit olsa da; Ariadne'nin totemi gözümüze sokula sokula gösterildikten sonra -kendisinin yapması-, hiçbir işe yaramamasının bir anlamı var mıdır? Yoksa o totemin bir satranç taşı olması mı anlatıyor bir şeyler, kavrayamadım. Ya da, sadece totemi gösteren öylesine bir sahne miydi?
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
ritel
mesaj Aug 1 2010, 08:57:43 PM
İleti #14


Master
Group Icon

Grup: Kıdemli Üye
İleti: 6,626
Katılım: 30-December 05
Üye No.: 55,472



QUOTE(Blackworms @ Aug 1 2010, 09:26:08 PM) *

Aklıma takılan bir şeyi sormak istiyorum basit olsa da; Ariadne'nin totemi gözümüze sokula sokula gösterildikten sonra -kendisinin yapması-, hiçbir işe yaramamasının bir anlamı var mıdır? Yoksa o totemin bir satranç taşı olması mı anlatıyor bir şeyler, kavrayamadım. Ya da, sadece totemi gösteren öylesine bir sahne miydi?

Bunu bende soracaktım.Farklı bir yönetmen olsa eksikliği derdim ama yönetmen C. Nolan gibi her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünen bir yönetmen olunca acaba bir yerde totemle ilgili bir şey vardıda biz mi yakalayamadık sorusu doğuyor.
Üye ForumdaProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
ritel
mesaj Aug 1 2010, 09:31:11 PM
İleti #15


Master
Group Icon

Grup: Kıdemli Üye
İleti: 6,626
Katılım: 30-December 05
Üye No.: 55,472



Eleştirmenler arasında saygı duyduğum Mehmet Açar'ın film hakkındaki yorumu
QUOTE
Yazar – yönetmen Christopher Nolan, insan zihnini çağdaş bir aksiyon filminin temel malzemesi haline getirirken çok ileri gidiyor. Düş gezgini bir adamın trajedisiyle bir soygun öyküsünü birleştiriyor ve özellikle rüya sahneleriyle “Başlangıç”ı (Inception) çarpıcı bir sanat eserine dönüştürüyor.

Şöyle derin bir nefes alıp koltuğunuza kurulun. Hollywood’un size bir sürprizi var: Bütün o görkemli özel efektler tipik bir “iyiler kötüleri yener” filmi için kullanılmamış. Evet, bu da akıcı bir serüven filmi. İçinde bol miktarda aksiyon ve gerilim var. Ama bu kez insan zihninin içindeyiz. Sinema tanrıları Christopher Nolan’ı kutsasın! “Başlangıç”, gerçekten sıkı bir film.
“Nasıl oluyor da böyle bir rüya makinesi oluyor?” diye tutturanları, en baştan dışarıya alalım. Öyküde, mantık hataları arayıp vakitlerini ziyan etmesinler. Nolan sinemanın doğasına dair sırlardan birini yeniden açığa çıkarıyor. Filmler karanlık bir salonda hep birlikte paylaştığımız rüyalar değil mi? “Başlangıç” da bir tür saf sinema aslında. Rüyaların paylaşımı esasına dayanıyor. Rüya makinesi çanta kadar. ABD ordusunun icadı. Kablolarla bağlananlar, artık aynı rüyanın içinde. Asıl önemlisi, insanlar rüyanızda gezinirken siz fark etmiyorsunuz. Bu da makinenin bilgi hırsızlığı amacıyla kullanılmasını sağlıyor. Dom Cobb (Leo DiCaprio), işinin ustası. Tam bir rüya gezgini. Müşterisi Saito (Ken Watanabe) ondan bilgi çalmasını değil, bilgi tohumu ekmesini istiyor. “Lanetli” Cobb çocuklarına kavuşmak adına, ahlaksız teklifi kabul ediyor.

TRAJEDİ, SOYGUN VE SANAT
“Başlangıç”ı analiz ettiğimizde üç katman çıkıyor karşımıza. İlk katmanda, hafif ve harika bir soygun filmi duruyor. İkincide ise özellikle Cobb’un ailevi ve kişisel sorunlarını işleyen bir psikolojik dram. Cobb, Yunan tragedyalarındaki gibi affedilmeyecek büyük suçlar işlemiş. Üçüncü katmanda, filmi bence mükemmel kılan ve ona asıl ruhunu veren özellikle yüzleşiyoruz: Nolan, rüyaları alıp onları sinemanın özüne, yani “hareketli resimler”e dönüştürüyor. Hollywood’un olanaklarıyla öyle ileri gidiyor ki, film bazı sahneleri itibarıyla sinema, mimari ve resim sanatı arasındaki akrabalığı işleyen bir çağdaş sanat gösterisine dönüşüyor. Gösterinin teması “yıkım ve şiddet”. Esin kaynakları Salvador Dali başta olmak üzere gerçeküstü resim, Escher tabloları ve modernist şehir mimarisi... Bu üçüncü katmanda Nolan, rüyalar aracılığıyla seyircinin bilinçdışına sesleniyor. Gerçeklik parçalanıyor; bir tür algısal bozukluğa, yanılsamaya dönüşüyor. Bu filmde yıkılan ve çöken sadece rüyalar değil, gerçeklik zemini de kaybediliyor. Nolan’ın gerçeklikten koparak, sanal dünyalara sığınan günümüz insanına dair bir şeyler söylemek istediği çok belli. Cobb’un rüya dünyasındaki o terk edilmiş modern ve sanal şehir kıyamet sonrasını hatırlatmıyor mu? “Başlangıç” biraz da bilinçdışımızda kopan bu kıyamet üzerine bir film.

COBB'UN EKİBİNDE KİM KİMDİR?
PLANLAYICI
ARTHUR (Joseph Gordon Lewitt)
Planın ilerlemesini sağlıyor. Rüyaya giriş, rüyanın akışı ve bitişi onun kontrolünde. Yeni görevi çok zor. Çünkü bu kez rüya içinde rüyalar var.

MİMAR
ARİADNE (Ellen Page)
EKİBE yeni katılan bir mimarlık öğrencisi. Görevi rüyanın geçtiği mekânları, binaları, hava koşullarını ve şehri tasarlamak. Birçok yerde Cobb’u onun gözüyle takip ediyoruz.

TAKLİTÇİ
EAMES (Tom Hardy)
Ekibin “kılık değiştiren adamı”. Rüyasına girilen kişinin en güvendiği insanın yerine geçiyor ve onunla rüyada iletişim kurarak, bilinçdışındaki tuzağa doğru çekiyor.

KİMYAGER
YUSUF (Dileep Rao)
Yeni görev çok derin uykuyu gerektiriyor. Bir rüya tekkesi işleten Yusuf, doğal uykuyu daha da derinleştiren ve uyanmayı zorlaştıran uyuşturucuyu hazırlıyor.

FİLMİ İZLEMEDEN OKUMAYIN
Belirli bir noktadan sonra rüya içindeki rüyalar iyice karışıyor. Cobb’- un uyanıkken çocuklarını gördüğü yerlere dikkat! Cobb’un gerçeklik testini yaptığı ama tam olarak başarıya ulaşamadığı iki yer var. İlki Mombasa’daki rüya tekkesi. O andan sonra her şey Mombossa’daki tekkede geçiyor olabilir. Kimyager Yusuf’- un “Bazı insanlar belirli bir noktadan sonra hiç uyanmamayı tercih ediyor” cümlesine dikkat! Finalde ise deney sonuçlanmadan film bitiyor. Üstelik, yaşlanmış Saito ile masada konuştuğu sahnede Cobb’un uyanışı inandırıcı değil. Mutlu sonun bir aldatmaca olduğu hissettiriliyor. “Uyuşturucu etkisi altındaki rüyada ölürseniz, bir daha asla uyanamazsınız” dendiğine göre, gerçek dünyaya kimlerin dönüp dönmediğini galiba tam olarak bilemiyoruz.

İKİ MÜKEMMEL SAHNE
Ariadne’nin eğitimi sırasında Paris şehrinin eğilip bükülerek bir küp haline dönüşmesi... Gerilim ve aksiyondan uzak bu sahnede Cobb ve Ariadne resmin içindeki figürlere dönüşüyor.

Rüya içinde rüyaların nihayete erdiği son 5 dakika, defalarca seyretmek isteyeceğiniz mükemmel bir sekans, yani sahneler dizisi. Burada üç rüya, paralel olarak kurgulanmış. Gerilimin ve aksiyonun had safhada olduğu sahnelerin arasında, nispeten dingin bir otel koridoru sahnesi var. Yerçekiminin tümüyle kaybolduğu koridorda Arthur rüya görenleri “paketleyip” sağ salim dışarı çıkarmaya çalışıyor. Nasıl filme çekildiğini anlamakta zorlanacağınız, hipnotize edici bir bölüm.
Üye ForumdaProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
21 Sayfa V  1 2 3 > » 
Konuya Cevap EkleYeni Konu Baslat
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



rss Basit Görünüm Şuan: 16th April 2014 - 09:14:10 PM