left DivX Sinema Forum logo_right

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )

Sinema Filmleri

> BÖLÜM KURALLARI

Bu bölüm, üyelerimizin tarihsel olay ve kişiler hakkında bilgilenmesi amacıyla açılmış bir bölüm olup amacı sadece ve sadece "bilgilenme"dir. Bu bölümde yazılan iletiler genel forum kuralları dahilinde olup özellikle "siyaset" ve "din" eksenli tartışmaların yaşanabileceği türden başlıklar ve iletiler gerek görülürse forum yöneticileri tarafından önceden haber vermeksizin silinebilir, ilgili başlık tamamen kaldırılabilir. Bu yüzden üyelerimizin, açacağı başlıklar ve yazacağı iletiler konusunda hassas davranması, kendileri gibi düşünmeyen/inanmayan kişileri rencide edici tutum ve davranışlardan uzak durulması rica olunur.

93 Harbi'nde Kelebek Etkisi

2 Sayfa V  1 2 >  
Konuya Cevap EkleYeni Konu Baslat
left > 93 Harbi'nde Kelebek Etkisi seperator Ayarlar V right
Janus
mesaj Mar 6 2011, 07:48:16 PM
İleti #1


Kökü mâzîde âtî!
Group Icon

Grup: Root Admin
İleti: 25,717
Katılım: 20-April 04
Nereden: Πτολεμαΐδα
Üye No.: 1,378



93 Harbi'nde Kelebek Etkisi

Wikipedia'da "kelebek etkisi" şöyle tarif edilmiş: "Amazon Ormanları'nda bir kelebeğin kanat çırpması, ABD'de fırtına kopmasına neden olabilir. Farklı bir örnekle bu, bir kelebeğin kanat çırpması, Dünyanın yarısını dolaşabilecek bir kasırganın oluşmasına neden olabilir." Bunun doğruluk derecesini bilemem, ancak insanlarda olduğu gibi, ülkelerin hayatlarında da umulmadık bir yerde gelişen bir olayın tesirinin, çok uzak bir diyarda hissedilmesi mümkün. Uzunca bir süredir 93 Harbi'ne kafayı takmış olduğum için, elime geçen her makaleyi, kitabı, metni okumaya ve anlamaya gayret ediyorum. Her bir metin, kafamdaki yapboz'un bir parçasını yerine oturtmamı sağlıyor.

93 Harbi, bedelini sadece Osmanlı İmparatorluğu'nun ödediği bir savaştır. Çok ağır kayıplar verilmiş, sayıları milyonu aşan bir nüfus, yaşadığı toprakları terk ederek göç etmek zorunda kalmış, ülke topraklarının önemli kısmı fiilen veya resmen kontrolden çıkmıştır. Kayıpların daha da büyük olmasını engelleyen şey, İngiltere'nin Osmanlı lehine olaya müdahale etmesidir. Ayastefanos Antlaşması ile topraklarının önemli kısmını kaybeden ve çok ağır tazminat ödemeyi kabul eden İmparatorluk, İngiltere'nin devreye girmesi ve antlaşmayı iptal ettirerek daha hafif bir antlaşmayı Ruslara kabul ettirmesiyle ciddi bir nefes almış. Rusya işgal ettiği toprakları terk etmiş ve Tuna Nehri'nin yukarısına geri çekilmiş. Tazminatımızı da İngiltere üstlenmiş, ipotek olarak da Kıbrıs'ı kendilerine vermişiz.

Buraya kadar anlattıklarımıza bakarak İngiltere'ye sempati duymak mümkün. Devleti, yaşadığı en büyük krizden çekip çıkaranlar onlar çünkü. Peki bu noktaya nasıl gelinmiş?

1876 yılında Rusya'nın Osmanlı İmparatorluğu'na verdiği bir ultimatom var. İstediklerini kabul etmezse, bunu savaş sebebi olarak göreceğini deklare etmiş. Osmanlı ise kabul etmeyeceğini söylemiş, tam işler kızışmışken İngiltere (ve diğer bazı Avrupa devletleri) devreye girmiş. Osmanlı ile Rusya'yı bir masada toplamışlar. Tersane Konferansı denen bir konferans tertip edilmiş. Burada İngiltere'nin amacı, ciddi ve samimi olarak arabuluculuk. Bir savaş çıkmaması için elinden geleni yapıyor. Ancak Konferans başarıyla neticelenmemiş, çünkü Mithat Paşa konferansı ülkenin içişlerine müdahale olarak görüp dağıtmış. Gerekçe olarak da Meşrutiyet'in ilanını göstermiş. "Ülkemize demokrasi geldi, sorunlarımızı kendi içimizde konuşup halledeceğiz, dışarıdan müdahaleye hâcet yok" demiş. Sonrasında çıkan savaşın bizi nasıl silindir gibi ezip geçtiğini bilmeyen yok. Ruslar Yeşilköy'e karargâh kurmuşlar ve daha da ileriye gitmelerine mani olan şey, Marmara denizine gelip demir atan İngiliz donanması. Burada da görüldüğü gibi İngiltere'nin olağanüstü gayreti sözkonusu. Savaş sonrasında olduğu gibi, öncesinde de bir savaş çıkmaması için elinden geleni yapmış.

forum resmi
Tersane Konferansında yabancı diplomatlar...


Peki Rusya ne istiyordu, niye ultimatom vermişlerdi? Onların görünüşteki sebepleri, çete saldırılarına maruz kalan ve hayatları tehlike altında bulunan Bulgarları korumak ve kollamaktı. Bu gerekçenin, aslında başka gerekçenin bir bahanesi olduğunu şimdilik belirtip geçelem. Ruslar iddialarında bir ölçüde haklıydı, çünkü hakikaten de Bulgar ahalinin yoğun olarak yaşadığı Tuna altındaki bölgede asayişsizlik had safhada idi. Hristiyan Bulgarlar ile Müslümanlar arası açıktı. Herkes silahlanmış, iddialarına göre kendilerini savunuyordu ve karşı tarafı saldırganlıkla itham ediyordu. İşte Rusya, hem dindaşı hem de Slav olması hasebiyle ırkdaşı gördüğü Bulgarlar lehine bazı düzenlemeler yapılmasını talep etmişti. Asayişin temin edilmesi, çetecilik yapanların coğrafyadan uzak bölgelere sürgün edilmesi, yönetimde Bulgarların daha etkin bir şekilde yer almasının sağlanması, idarî ve iktisadî düzenlemeler yapılması vs.

Rusya iddiasında ne kadar haklıydı? Hadiseleri tarif ederken söylenenler önemli ölçüde doğru. Balkanlarda Osmanlının devlet otoritesi göçtü göçecek vaziyetteydi ve hiçbir şekilde asayiş temin edilemiyordu. Bu ortamda da Bulgarlar sık sık çete saldırılarına maruz kalıyordu. Ancak elbette Türkler de çete saldırılarına maruz kalıyordu. Herkes dişini geçirebildiğine tahakküm etmek için fırsat kollamaktaydı. Ancak burada Türklerin çeteciliğinden bahsetmek pek mümkün değil. Çünkü bölgenin yerleşik Türk ahalisinin çetecilikten bir menfaati yoktur. Bilakis, asayişsizlik ortaya çıktığında işiyle gücüyle meşgul olamayacağı ve çoluk çocuğunun rızkını temin edemeyeceği için, çete ithamı pek makul değil. Ancak olsa olsa, tehdit savurma maksatlı saldırılardan söz edilebilir. Peki Bulgarlar? Benzer durum onlar için de geçerli. O halde ortalığın karışma sebebi ne?



Yine bir adım geriye gidiyoruz...

Ruslar ve Çerkesler, çok uzun bir dönemdir savaşmaktadır. Çerkeslerin ciddi bir gücü yoktur ve Ruslar Çerkesleri süre süre dağıtmaktadır. Çarpışa çarpışa Karadeniz üzerinden Balkanlara kadar gelir Çerkesler. Sonrasında da Osmanlı'ya sığınırlar. Senelerce Kafkas coğrafyasında Ruslarla mücadele ederek, doğu tarafında adeta Osmanlı'nın jandarmalığını yapmışlardır. Hem de dindaştırlar. İmparatorluk Çerkeslere kucak açar ve önemli kısmını Balkanlarda ve Bulgar ahalinin yoğun olduğu bölgede iskân eder. Senelerdir savaşmak dışında hiçbir şey yapmamış olan Çerkesler, bir süre yerleşik hayata tutunmaya çalıştılarsa da beceremezler. Senelerdir yaptıkları ve iyi bildikleri tek iş, savaşmaktır. Geçimlerini ezeli düşmanları olan Slavlara baskın düzenlemek ve yağmada bulurlar. Bu saldırganlık üzerine zaten el altından Rusya tarafından desteklenmekte olan Bulgar milliyetçiliği de ahaliyi örgütler. İki ateş arasında kalan ise, İmparatorluğun kadim ve yerleşik Müslüman Türkleri olur. Onlar da savunma amaçlı silahlanma yoluna gider. Herkes silahlanmıştır ve can güvenliğinden söz etmek mümkün değildir. Bütün bunlar da Rusya'nın ultimatom vermesine neden olmuştur.

forum resmi
Çerkes Göçü...

Peki Rusya ultimatom vermekle görünüşte haklıdır ama gerçekte asayiş sorununun sebebi kendisi değil midir? Çerkeslerle uzunca bir dönem savaşmak ve onları yurtlarından etmek yerine uzlaşmayı seçselerdi, bu arzu edilmeyen tehdit ortamı ortaya çıkar mıydı? Geçmişe öyle değil de böyle olsaydı şeklinde yaklaşmak elbette mantıklı değil ama, bu ihtimal gözardı edilemez. Rusya, kendisine tehdit olarak gördüğü Çerkeslerle uzlaşma yolunu seçmemenin ve bir asayiş sorununa sebep olmanın faturasını kendi ödemek yerine, Osmanlılara ödetmeye tercih etmiş. Sonuçta sebepler ne olursa olsun, Rusya açısından mazur görülebilecek bir durum.

Sorunun kökeni olarak döndük dolaştık, Çerkes Ayaklanması'na geldik. Çok kalabalık olmayan ve düşmanı da muazzam bir orduya sahip olan bir millet, niye ayaklanır? Acaba Osmanlılardan yüz bulmuş veya onlardan destek göreceklerini düşünmüş olabilirler mi? Nihayetinde yüzyıllar boyunca doğu sınırının jandarmalığını yapmışlardı ve destek beklemek haklarıydı. Maalesef buna evet diye cevap veremiyoruz. 1829 Edirne Antlaşması ile Osmanlı İmparatorluğu, Çerkeslere arka çıkmayacağını beyan etmiş ve Çerkesya coğrafyasını Rus toprağı olarak göreceğini kabul etmişti. O zamana kadar destekledikleri Çerkeslere yüz çevirmelerinin sebebi, ülkenin içinde bulunduğu kriz halinde bir şey yapamayacak olmaları idi. Rus tehditi büyük ve önemli bir tehditti ve biraz pragmatist yaklaşımla Çerkesler feda edilebilir bir halk olarak görülmüştü. Irk özellikleri itibariyle hırçın ve savaşçı bir millet olan Çerkesler, Rus boyunduruğu altında yaşayamazlardı. Osmanlı ile olsun veya olmasın dik durmayı yeğlediler.

Peki Osmanlı İmparatorluğu destek vermediyse, Çerkesler kime güvenerek Rusya'ya diklenmeye devam etti? Elbette İngiltere! Emperyal hedefleri bakımından menfaatlerinin çatıştığı Rusya'nın sıcak denizlere inmesi demek, İngiltere için felaket demekti. Bu sebeple İngiltere, Rusya'nın sıcak denizlerle temasını kesmek için değil Osmanlı, şeytanla bile müttefik olmaktan çekinmezdi. Nitekim aslında Rus kışkırtmasıyla başlayan Yunan İhtilali, İngilizlerin devreye girmesiyle yön değiştirmiş ve Yunanistan "İngiliz Himayesi"nde kurulmuştur. Sanılanın aksine İngilizler Rumları sevmez. Kara kaşları, kara gözleri için değil, Akdeniz'de Rus etkisi altında bir ülkenin varlığını istemedikleri için devreye girmişler ve Ruslar gibi ellerine yüzlerine bulaştırmadan, ülkenin bağımsızlığını temin etmişlerdir. Yunanistan kartını açan ama elinde patlayan Rusların boş durması beklenemez. O halde tedbir almak gerekir. İşte İngiltere burada devreye girmiş, Çerkes Ayaklanması'nı el altından desteklemiştir. Böyle yaparak, Rusya'nın askerî gücünün bir yerde toplanmasının önünü almış, ülkenin kaynaklarını savaşlarda harcamasını sağlamış, kendisi de bu arada sömürge politikalarını dilediği coğrafyada rahat rahat devam ettirmiştir. Çerkesler de, İngilizlerin dolduruşuyla kalkıştıkları ve mantıklı düşünüldüğünde sonuç alınamayacak bir politikanın kurbanı olmuşlardır.

İngiltere'nin bir sorunu çözümüyle başlamıştık, gele gele sorunun kaynağında karşımıza İngilizler çıktı! Ne demiştik?

Kelebek etkisi...


KAYNAK:
http://tsorian.blogspot.com/2011/03/93-har...bek-etkisi.html
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
KingAMRA
mesaj Mar 6 2011, 08:25:53 PM
İleti #2


Master
Group Icon

Grup: Kıdemli Üye
İleti: 2,606
Katılım: 14-April 04
Üye No.: 988



Yıllardır yaptıkları gibi İngilizler kendi çıkarları doğrultusunda ileriyi de görerek hamleler yapmışlar ve başarılı olmuşlar smile.gif Zamanın Osmanlı Hükümetinde de akıllı birileri olsa sığınmacı Çerkesleri Slavlara rağmen balkanlara değil de, imparatorluğun başka bir coğrafyasına yerleştirip hem Ruslarla arayı iyi tutardı hem de tüm bu olaylara çanak tutulmazdı.

Not:Büyük bir keyifle okudum, teşekkürler smile.gif
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
dracarys
mesaj Mar 6 2011, 08:53:09 PM
İleti #3


Master
****

Grup: Üyeler
İleti: 2,149
Katılım: 13-February 10
Nereden: nikomedya
Üye No.: 94,740



Çok güzel bir inceleme olmuş eline sağlık.93 harbiyle ilgili bir rus filmi vardı bu gambit turecki idi galiba.gayet hoşuma gitmişti benim.93 harbi çok ilginç bir savaştır.politik olayların döndüğü ajanlık tekniklerinin kullanıldığı liderlerin zekasının ön plana çıktığı bir savaştır.tabi ki osmanlının yaptığı siyaset şimdiki gibi süper gücün gölgesinde nemalanmakdı.şimdi de amerikanın gölgesindeyiz.hem ingiliz hem de yahudilerin yönetim de olduğu bir ülke.bu 2 ırk ki mertlikten uzak basarı için en kötü oyunları oynayanlardır.
Ben yine de ingilizlerin etkisini kelebek etkisi olarak değerlendirmem.tamam başlatan sürdüren planlayan onlardır.ingilizler bu planları için çok uğraşıp en ince detayları bile incelerler.
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
liberty78
mesaj Mar 6 2011, 08:54:48 PM
İleti #4


Member
**

Grup: Üyeler
İleti: 418
Katılım: 12-February 09
Nereden: Göçebelikten kurtulduğum yer
Üye No.: 70,402



Özür dileyerek konunun biraz dışına çıkmak istiyorum:
Tarihimizde, çaresizlikten kahrolduğumuz çok şey var. İngiltere o zamanın süper gücüydü, şimdi eskisi kadar olmasa da yine etkili bir devlet. Rusya yine oldukça geniş bir nüfuz alanına sahipti, 1. Dünya savaşından sonra 2 süper güçten biri oldu, şimdi yine askeri ve ekonomik olarak büyük bir güç.
Hele Almanlara hayran olmamam mümkün değil. 1. Dünya savaşında ezildiler. Yine kendi anakaralarına sıkıştılar. Aradan 20- 25 sene geçti, tekrar dünyaya meydan okuyacak duruma geldiler. Yanlış bilmiyorsam nükleer bombayı bile onlar yaptı ve Amerikalılar bunu çaldı. Benim kişisel düşüncem; Rusya'ya da savaş açmasalardı savaşın seyri daha farklı olurdu. Biz ise sıkıştığımız Anadolu'da kaldık, yanlış anlamayın her taraflara saldıralım, bir sürü toprak elde edelim anlamında demiyorum; coğrafyamızda bile borumuz pek ötmüyor. Biz neden böyle kaldık?

Edit: Yazım hatası.

Bu ileti liberty78 tarafından Mar 6 2011, 08:56:04 PM yeniden düzenlenmiştir.
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
msadness
mesaj Mar 6 2011, 09:01:26 PM
İleti #5


Member
**

Grup: Üyeler
İleti: 206
Katılım: 24-November 04
Nereden: Eryaman / Ankara
Üye No.: 14,779



Bir başka arkadaşın da dediği gibi keyifle okudum. Böyle incelemeleri sade ve anlaşılabilir bir dilde okumak benim için çekici olabiliyor.
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
ADİGE
mesaj Mar 6 2011, 09:10:43 PM
İleti #6


Member
**

Grup: Üyeler
İleti: 280
Katılım: 11-February 09
Üye No.: 67,294



Osmanlı, demek ki topraklarını Çerkeslere kara kaşları, kara gözleri için açmamış!
KKTC ile Türkiye arasında yaşanan son olaylara bakınca, ülkeller siyasetinde "kara kaş etkisi"nin pek te yeri olmadığını görüyoruz galiba...
Topraklarından sürgün edilmiş, elinde hiç bir geçim kaynağı olmayan ve hatta savaşmaktan başka bir iş bilmeyen Çerkesleri, sınırlara Slavların içine yerleştirirsen olacakları tahmin ediyorsun demektir!

Zevkle okudum. Umarım devamı gelir...
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
darkVSlight
mesaj Mar 6 2011, 09:16:28 PM
İleti #7


New Member
*

Grup: Üyeler
İleti: 22
Katılım: 19-February 11
Nereden: The Right Path
Üye No.: 120,093



hepsini okudum , eline sağlık güzel bir yazı olmuş , bu kurtlar sofrasında ilan edilen demokrasiyi yaşamamıza bile izin verilmemiş , o zamandan halifenin izniyle demokrasiye geçilseydi acaba hala uçak fabrikalarımız duruyor olurmuydu angry.gif
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
parabel
mesaj Mar 6 2011, 09:23:40 PM
İleti #8


New Member
*

Grup: Yeni Üye
İleti: 15
Katılım: 11-February 09
Üye No.: 66,922






çok acı bir savaştır bizim için çok. Gazetecilerin cephe hattında yer aldığı ve telgraf sayesinde canlı yayın yapılan ilk savaştır. Ruslarla aramızda teknolojik silah ya da asker sayısı bakımından farkın olmadığı ama düşünüş farkıyla kaybettiğimiz savaştır. Ruslar cephede savaşı kaybetseler bile, ülkelerini de çiğnetseler teslim olmamışlardır. ( napolyon , hitler , demirbaş şarl...). biz ne zaman cephede kaybetsek kocaman bir toprak parçasını terkederek savaşı bitirme yoluna gittik. 200 sene toprak vere vere en sonunda öğrenebildik vatan savunmasını. ama çabukta unutan bir ulusuz orasıda ayrı..
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
Janus
mesaj Mar 6 2011, 10:11:39 PM
İleti #9


Kökü mâzîde âtî!
Group Icon

Grup: Root Admin
İleti: 25,717
Katılım: 20-April 04
Nereden: Πτολεμαΐδα
Üye No.: 1,378



QUOTE(liberty78 @ Mar 6 2011, 08:54:48 PM) *

...biz ise sıkıştığımız Anadolu'da kaldık, yanlış anlamayın her taraflara saldıralım, bir sürü toprak elde edelim anlamında demiyorum; coğrafyamızda bile borumuz pek ötmüyor. Biz neden böyle kaldık?

Edit: Yazım hatası.


Eskisi gibi sınırlar ve coğrafi bölgeler fiziksel öneme sahip değildir. Örneğin II. Dünya Savaşı Almanya'nın Polonya'yı işgaliyle başlamıştı. Sovyet bloğunun dağılmasından sonra Almanya yine Polonya'yı işgal etti ama kimse bu sefer sesini çıkarmadı, farkında bile değil hatta. Polonya ekonomisi neredeyse tamamen Alman nüfûzu altında. Almanya hapşırsa, Polonya nezle oluyor şimdi.

Yani, bir kara parçasına fiilen ve fiziken sahip olmanın pek bir esprisi yok. Ancak nüfuz sahanız genişse, o zaman etkili ve etkinsiniz demektir. Bugün Mısır'da tek bir Amerikan askeri yoktur ama halk ayaklanması sırasında herkes acaba Obama ne diyecek diye nefeslerini tutup bekledi. İşte esas mevzu budur.

Borumuzun ötmeme nedeni ise, Türkiye'nin geleneksel dış politikası yüzündendir. O konuda da birkaç kelam yazmıştım, iktibas edeyim:

QUOTE
Türkiye'nin uluslararası konularda maalesef çok kötü ve hatalı refleksleri var. Maalesef geçmişte yaşıyoruz ve geçmişimiz bir kara bulut gibi tepemizde dolanıyor, daha doğrusu dolandırılıyor. Keza olumlu işlerde de geçmişte yaşıyoruz. Geçmişimiz bugünümüzün yakasına yapışmış, bir türlü bizi bırakmıyor.

Mesela Fransızlar bugün politikalarını, stratejilerini belirlerken ne Napolyon'un zaferlerini coşkuyla hatırlayıp kendilerini gaza getiriyorlar, ne de hezimetlerinden sonra ülkeye bir kâbus gibi çöken ve elini kolunu kesen Viyana Kongresi'nin ezikliğini nesilden nesile aktararak bir zaaf gösteriyorlar. Keza Almanlar, ne Bismarck'ın ve II. Willhelm'in Alman kimliği ve birliğini tesis ettiği emperyal zaferlerini günümüz Alman stratejisinin temelini oturtuyorlar, ne de ülkeyi bir çöküntüye sürükleyen Versailles Anlaşması'nı başlarının üzerinde sallanan bir Demokles Kılıcı gibi görüyorlar. Hatta diyebiliriz ki, II. Dünya Savaşı'nın hezimetini bizzat yaşamış olan Adenauer, Brandt, Schmidt ve Kohl gibi Alman liderler, bu zafer-hezimet kıskacını politikalarını belirlemede esas alsalardı, bugünkü Almanya var olabilir miydi?

Stratejik bilinç tarihe, stratejik planlama günümüz gerçeklerine göre düzenlenmesi gereken bir hakikat olarak önümüzdedir. Sevr'i hatırlamamız ve bilmemiz, bizi Sevr'e götüren süreçteki hatalarımızı aklıselim bir tahlile tâbi tutmamızı sağlıyorsa, iyi bir şeydir. Ancak bizi sümsük, pasif, hantal, beceriksiz, çekingen bir tavır almaya, eziklik duygusuyla hareket etmeye sürüklüyorsa, bu hareket gücümüzü kırar ve yeni Sevr'lerin tepemizde bitmesi sonucunu doğurur.

Bu sebeple, günümüz aktif dış politikasını bu gözle değerlendirmemiz lazımdır. "Söz dinleyen" olmaktan çıkıp, "söz söyleyen" yapıya bürünmüşlüğümüz, müdahil olduğumuz sorunların birer birer çözülmeye başlanmasıyla birlikte ülkemizi "söz sahibi" makamına oturtacaktır. "Ne işimiz var, bize ne!" dediğimiz takdirde ise, başkalarının pişirdiği ve önümüze koyduğu aş'ları yemeye devam ederiz. Ki bu da "bağımlılık" demektir.


Yazının tamamını siyaset mevzusuna girdiği için alıntılamıyorum, dileyen LİNKTEN tıklayarak okuyabilir.
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
dracarys
mesaj Mar 6 2011, 11:24:11 PM
İleti #10


Master
****

Grup: Üyeler
İleti: 2,149
Katılım: 13-February 10
Nereden: nikomedya
Üye No.: 94,740



Ben pek aynı fikirde değilim.Asıl sorunun tarihi doğru bilmememizden kaynaklı olduğunu düşünüyorum.Bir tv dizisinden bile fırtına kopartan bir milletiz (muhteşem yüzyıl).Güya padişah halife böyle şeyler yapmazmış (harem filan...)
Ayrı bir konuda Türk tarihinin diğer milletlerle kıyaslanamaz olması.Bilinen 2000 yıllık tarihinde defalarca dünya üzerinde süper güç olmuştur.Bu yüzden tarihini iyi bilmesi gerekir.Hatta bu konuyla ilgili Atatürk ; Türk evladı ecdadını öğrendikçe daha iyi işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır der.Bizi diğer avrupa ülkeleriyle karşılaştırmak doğru değildir.Belki fransa ve ingiltere olabilir sadece.Ayrıca çin de olabilir.Amerika almanya ispanya .... gibi ülkeler tarihlerinde çok da başarılı değildir.amerikanın zaten tarihi var bile denemez smile.gif
Ben bugün bir dünya savaşı çıksa en etkili rolü oynayacak bir kaç ülkeden birinin Türkiye olacağını düşünüyorum.Ne almanya ne fransa ne italya .Her ne kadar kötü siyasiler olsa da .......

Bu ileti dr12345esk tarafından Mar 6 2011, 11:24:58 PM yeniden düzenlenmiştir.
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
Janus
mesaj Mar 7 2011, 12:45:22 AM
İleti #11


Kökü mâzîde âtî!
Group Icon

Grup: Root Admin
İleti: 25,717
Katılım: 20-April 04
Nereden: Πτολεμαΐδα
Üye No.: 1,378



93 Harbi'ne ilişkin bir de ŞÖYLE bir metin var...
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
dracarys
mesaj Mar 7 2011, 12:52:15 AM
İleti #12


Master
****

Grup: Üyeler
İleti: 2,149
Katılım: 13-February 10
Nereden: nikomedya
Üye No.: 94,740



QUOTE(NeOttoman @ Mar 7 2011, 12:45:22 AM) *

93 Harbi'ne ilişkin bir de ŞÖYLE bir metin var...

Verdiğiniz 2 link te bozuk mu açılmıyor yoksa ben de mi bir problem var?
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
Janus
mesaj Mar 7 2011, 01:01:44 AM
İleti #13


Kökü mâzîde âtî!
Group Icon

Grup: Root Admin
İleti: 25,717
Katılım: 20-April 04
Nereden: Πτολεμαΐδα
Üye No.: 1,378



Blogspot'un mahkeme gadrine uğraması sorunu olabilir mi? DNS değiştirin, muhtemelen girersiniz...
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
Janus
mesaj Mar 8 2011, 12:27:31 PM
İleti #14


Kökü mâzîde âtî!
Group Icon

Grup: Root Admin
İleti: 25,717
Katılım: 20-April 04
Nereden: Πτολεμαΐδα
Üye No.: 1,378



93 Harbi ile ilgili başka bir değerlendirmem...

Vatanı vatanseverlerden kurtararak kurtarmak...
Bir insan sevdiğine zarar verir mi? "Bilerek yapmadım" mazereti ile verebilir elbette. Ancak bu "bilmeden" verilen zararların dışında, bir de doğru olduğuna inanılarak yapılan bazı davranışlar, karşı tarafa tamiri imkânsız hasarlar verebilir. Bu topraklarda yaşayan herkes vatanını seviyor. Sevmiyor diyen bile, uzaklara gittiğinde özlemini çekiyor. Özlemi çekilen şey, seviliyor demektir. Elbette vatan sevgisinin bir standartı bulunmuyor. Herkes kendi konumuna göre bir sevgi anlayışı geliştiriyor ve ona uygun davranıyor.

Soğukkanlı ve objektif bir değerlendirme yapalım. Bu ülkeye en çok kimlerin zararı dokunuyor, kimler halkı sıkıntıya sokuyor, hangi tür insanlar aşılması güç problemlerin doğmasına neden oluyor?

Biraz geçmişe uzandığımızda, bu milletin gördüğü en elîm olaylardan biri mesesela 93 Harbi olarak bilinen Osmanlı-Rus savaşıdır. Savaş, mağlubiyetimizle neticelenmiş ve yüzbinlerce insanın harap olmasına, ölmesine, sakat kalmasına, yerinden yurdundan olmasına sebep olmuş. Bunu herkes biliyor da, niye savaştığımızı bilen insan sayısı fazla değil.

19. yüzyıl başlarında önce Sırbistan'ın özerkliği gerçekleşmiş, bunu Yunanistan'ın kurulması takip etmişti. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren Balkan coğrafyası fena halde kaynamaktaydı. Bulgarlarda da ufak ufak bağımsızlık hareketlerinin kıvılcımları çakılıyordu. Yunan, Bulgar, Arnavut, Sırp, Hırvat, Makedon, Türk ayrımı yapılmaksınız, Osmanlı devletinin zayıflamasından faydalanan "çetecilik" faaliyetleri başını almış yürümüştü. İşte bu sırada, 1850'lerden sonra Rusya topraklarındaki Çerkeslerle Ruslar arasında gerilim had safhaya çıkmış, karşılıklı öldürmeler sona ermek bilmeyince, Rusya Çerkesleri Karadenizin yukarısından Balkanlara sürmüştü. Ciddi bir Slav düşmanlığı ile dolmuş olan Çerkes göçmenler, özellikle bugünkü Bulgaristan coğrafyasına gelip yerleştiler ve o hırsla yoğun bir çete faaliyetine giriştiler. Etki-tepki prensibi gereğince Bulgar çeteleri de mantar gibi çoğaldı ve Tuna nehrinin alt tarafı adeta eşkiyalığın hüküm sürdüğü bir coğrafya oldu. Bu mukatele (karşılıklı öldürme) karşısında Rusya, ırkdaşları olan Slavlar lehine yoğun bir diplomasi faaliyetine girişti. 1876 yılındaki Bulgar Ayaklanması epey kanlı bir biçimde bastırılmıştı. Gerçi o süreçte hayatını kaybeden Türk/Müslüman sayısı da azımsanmayacak miktardaydı ama sonuç Bulgarlar aleyhine neticelenince, dünya komuoyunun dikkate aldığı, bu olmuştu.

Bu hengâmede, dış baskılara dayanamayan Osmanlı, İstanbul'da bir konferans tertip etti. Tersane Konferansı olarak bilinen bu konferansta Avrupa devletleri ve Rusya, Sırp-Bulgar ve Rumenlere daha geniş özerklik ve özgürlükler kazandırmayı amaçlamaktaydı. Henüz körpe bir padişah olan II. Abdülhamid bu arada iç baskıları da göğüslemek için, alelacele Meşrutiyet'i ilan etti. Düzenlenen konferansın sonuç bildirgesini Osmanlı tarafı kabul etmedi. Bildirge, Balkanlarda yaşayan Slavların kültürel ve medenî haklarında iyileştirme yapıyor, Slav kökenli devlet idarecilerinin sayısının arttırılmasını filan öneriyordu. Bu durum Rusya ile Osmanlı'nın arasını daha da açtı. Durumun vehametini gören İngiltere, "hubb-u Ali'den değil, buğz-u Muaviye'den" de olsa, Rusya'nın daha da palazlanmaması için arabuluculuğa girişti ve Londra'da yeni bir konferans düzenledi. Hemen hemen Tersane Konferansının kararlarına benzer kararlar alındı ama Osmanlı açısından durum yine değişmedi. Fiilen Muthat Paşa'nın yönettiği İmparatorluk, kararları "içişlerine müdahale" olarak yorumladı. Sonrası malum... Hem Balkanlar, hem de Kafkaslarda açılan iki cephe, Rusların İstanbul'un dibine kadar gelmesiyle sonuçlandı. O zamanki adıyla Ayastefanos'a, yani Yeşilköy'e kadar gelen Ruslar, önemli tavizler ve tazminat kopararak ve İngiltere ile Fransa'nın baskılarına direnemeyerek Tuna nehrinin üst yakasına geri döndü. Yüzbinlerce insan öldü, sakat kaldı, yerinden yurdundan oldu. Devlet, düşmanının payitahtın burnunun dibine kadar gelmesi sebebiyle büyük itibar kaybına uğradı.

Oysa o günlerde yaşananları biraz deştiğimizde görüyoruz ki, son derece geniş bir vizyonu olan Sultan II. Abdülhamid, dünya ile entegre olmayan bir devletin ayakta kalmasının imkânsızlığını bilen bir devlet adamıdır. Onun arzusu, düzenlenen konferanslardaki taleplerin tamamı olmasa bile önemli kısmını kabul etmek ve sorunu sulh yoluyla çözmektir. Ancak tahta yeni oturmuştur ve otoritesini henüz tesis edememiştir. İpler Mithat Paşa'nın elindedir. Mithat Paşa ise, elinde çekiç olanın herkesi çivi gibi görmesi misali, savaş yanlısıdır. Çevresini de kullanarak kamuoyunu savaş lehine kışkırtmaktadır. Onun tehdit ve teşvikleriyle, İstanbul ahalisi "harp isteriz!" diye gösteriler yapmakta, savaşa karşı çıkanlar korkaklık ve vatan hainliği ile itham edilmektedir. Abdülhamid, istemeyerek de olsa alınan kararları tasdik etmiş ve bunun üzerine savaşın çıkacağı kesinleşmiş ve tüm yabancı elçiler başkenti terk etmişlerdir. Bu hususun müzakeresi, Meşrutiyet Meclisi henüz teşekkül etmediği için "Meclis-i Umumî" denilen, Mithat Paşa'nın ülkenin ileri gelenleri, askerler, âlimler, gayrimüslim tebaanın önde gelenleri, ruhanileri vesairden oluşturduğu meclis tarafından yapılmıştı. Bu meclis, kararların kabulünün devletin namusuna halel getireceği, izzet-i nefsimizin kırılacağı, devletin zerre kadar itibarının kalmayacağı anlamına geldiğini söylemişti. Olaylar sırasında birkaç aylık padişah olan Sultan II. Abdülhamid ise, biraz taviz vermenin olmazsa olmaz şart olduğunun farkındaydı. Çünkü daha çok yakında, Karadağ harekâtını idare etmiş olan Ahmet Muhtar Paşa ve üstdüzey komutanlardan Ali Rıza Paşa, ordumuzun Rusya ile savaşacak gücünün bulunmadığını çok açık bir dille beyan etmişlerdi.

Bir tarafta "vatansever" Mithat Paşa ve taraftarları, öte yanda "taviz vererek" sorunu çözüme kavuşturmak isteyen, "dış güçlerin isteklerini" dikkate alan, savaş karşıtı Sultan II. Abdülhamid. Belki birkaç sene sonra olsa, daha farklı sonuçlanabilecek bir buhran, Mithat Paşa gibi basiretsizlerin marifetiyle, koca imparatorluğunun mahvını hızlandırmış, müslim-gayrimüslim yüzbinlerce masumun hayatını kaybetmesine neden olmuş.

Tam olarak değil ama, benzer bir olay Lozan müzakereleri sırasında yaşanmıştır. Bir grup milliyetçi, hazır ordumuzun eli sıcakken Balkanlara dalmasını düşünmektedir. O sırada Mudanya Mütarekesi gereğinde Trakya'da 5.000 askerimiz bulunmaktadır. Ancak Mustafa Kemal, hemen Batı Trakya'da 30 bin askeriyle beklemekte olan Yunan milliyetçisi generallerin gözükaralığını da biliyordu. O an için alınan mesafeyi ve kazanımları yeterli görmüş ve savaşçı değil, barışçı bir profil çizmiştir. Keza, Musul-Kerkük meselesinde de, mîsâk-ı millî sınırlarında olduğu halde, bu yerleşim bölgeleri hakkında çıkan anlaşmazlıkta Milletler Cemiyeti'nin vereceği karara uyacağını beyan etmiş ve karar aleyhimize olmasına rağmen bunu BMM'de tasdik ettirmiştir. Bu durum, M.Kemal'in günümüzün bazı ezberci Kemalistlerinin düşündüğü gibi biri olmadığını da gösteriyor. Hem (haklı olduğumuz halde) savaştan kaçınmış, hem de toprak tavizi vermiş.


http://tsorian.blogspot.com/2010/11/vatan-...kurtararak.html
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
Dinosaur
mesaj Mar 8 2011, 03:05:46 PM
İleti #15


Oldest of Forum
Group Icon

Grup: Uzman
İleti: 9,795
Katılım: 10-September 05
Nereden: Denize yakın,yeşil bir yer...
Üye No.: 27,483



Bu ileti güne güzel oturmuş.
Teşekkürler Neo..:-)

Benim en hüzünlendiğim gravürlerden birisidir ''Makedonya da son nöbet'' takmıştım adını Tarih Gazetesinde..


forum resmi
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
2 Sayfa V  1 2 >
Konuya Cevap EkleYeni Konu Baslat
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



rss Basit Görünüm Şuan: 19th April 2014 - 04:12:09 AM