left DivX Sinema Forum logo_right

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )

Sinema Filmleri

Mulholland Drive

5 Sayfa V  1 2 3 > »   
Konuya Cevap EkleYeni Konu Baslat
left > Mulholland Drive, Mulholland Çıkmazı üzerine.. seperator Ayarlar V right
Rebellious
mesaj Mar 28 2004, 01:26:04 PM
İleti #1


we were the rebels of the rebel scene
**

Grup: Üyeler
İleti: 39
Katılım: 25-February 04
Nereden: Republic of Ireland
Üye No.: 176



Mulholland Çıkmazı..


IMDB
» Mulholland Dr. (2001)

Mulholland Dr. (2001)
Yönetmen: David Lynch
Tür: Drama,Mystery,Romance,Thriller
Ülke: France,USA
Dil: English,Spanish
Slogan: A Love Story In The City Of Dreams
Konu: After a car wreck on the winding Mulholland Drive renders a woman amnesic, she and a perky Hollywood-hopeful search for clues and answers across Los Angeles in a twisting venture beyond dreams and reality.
Puan: 8.0/10 (99,449 oy) Top 250: #241
Süre: 147 min
Ödüller: Nominated for Oscar. Another 33 wins & 30 nominations
Oyuncular (ilk 5): Naomi Watts, Laura Harring, Ann Miller, Dan Hedaya, Justin Theroux

IMDB: http://www.imdb.com/title/tt0166924/


Kimine göre başyapıt, kimine göre deli saçması.. Kimine göre aslında içinde olağanüstü bir anlatım bütünlüğü olan, kimine göreyse ne anlattığı, sonunda neyin nereye bağlandığı belli olmayan izlemenin ızdırap geldiği bir film.. Tabii ki, insanların zevkleri farklılık gösterecektir.. Ama Mulholland Çıkmazı'nın Hollywood filmlerinden çok çok farklı bir çizgiyi sahip olduğu ortak fikir. Buna kimsenin itirazı yok. Belki de bu yüzden olacak ki, film Hollywood'da hak ettiği ilgiyi hiç bir zaman göremedi. Malum Hollywood yeniliklere pek açık bir camia değil.. Ama gerçek sinemaseverler için Mulholland Çıkmazı hep ayrı bir yere sahip..

David Lynch imzalı 2001 yapımı bu filmde Naomi Watts, Laura Harring, Ann Miller ve Justin Theroux gibi oyuncular yer alıyor.


Film için bir sinema sitesi ''Duygusal deneyimlerin labirentinde dolaştıran, kabuslar ve rüyalarınızı aynı uykuda buluşturan bir psikolojik hikaye..'' demiş. Evet, filmde aşkı, kini, korkuyu, gerilimi, heyecanı iç içe bulabilirsiniz. Film sonuna dek pür dikkat izlenecek, sizi yerinizden kımıldatmayacak bir kurguya sahip. Zaten bu filmi sadece 1 kez izleyen sayısı oldukça az.. Bir bilmece gibi.. Taşları yavaş yavaş
yerine koyacaksınız. Çözüme yaklaştıkça filme olan merakınız artacak. Kopmalar olduğunda herşeye yeniden başlamak isteyeceksiniz. Belki de David Lynch bunu hedeflemiştir filmi çekerken.. Başta da bahsettiğim gibi, kimi insanlar filmin bu mistik havasından son derece hoşnutken, kimi insanlar her düğümün bir çözümü olmalı görüşünde. Film hakkında fazla kafa patlatmak istemeyenler, filmi pür dikkat izlemek yerine filmin sonunda (Amerikan filmlerinde alışıla geldiği gibi) herşeyin teker teker açığa çıkarılmasını istiyorlar.. Ama David Lynch şöyle diyor..

“Herşeyin ne anlama geldiğini ya da nasıl yorumlanacağını bilmemek daha iyidir, aksi takdirde olayları kendi akışına bırakmaya korkarsınız. Psikoloji, gizemi ve büyü niteliğini yok eder. Anlamlardan konuşmak beni çok rahatsız ediyor. Çünkü anlam çok kişisel birşeydir ve herkese göre değişir...” “Hollywood’da hep geleneksel tarzda filmler yapılıyor. Öyküleri herkes anlıyor ve herkesin anlamadığı
küçük bir nokta bile olsa telaş başlıyor. Ama işin asıl ilginç yanı, daha soyut kavramlarla uğraşmaya başlayınca ortaya çıkıyor. Sinemanın asıl büyüsü, gücü; içgüdülerle hissetmekte, insanların tuhaf ve unutmayacakları bir hisle filmden ayrılmalarını sağlamakta yatıyor...” “Bence insanlar hayatın anlamsız olduğunu kabul etmiyorlar. Bu insanları çok huzursuz ediyor. Dinler ve mitolojiler de zaten sadece hayatı anlamlı kılmak için icat edilmiş şeyler...” “Zihniniz birçok harika ve güzel şeyi dizginleyebilir. Mantık ve sebep aramaksızın her zaman başka birşey, görünmeyen birşey mevcuttur. Dünya sonlu olmaktan çok, sonsuz bir yerdir. ” “Gizemi ve bilinmeyeni severim; neler olup bittiğini bilemediğim için karanlık ortamları da… Dış görünüşün altında bir şeyler saklı olduğu fikrinden hoşlanıyorum ve sanırım insanlar bilmedikleri bir şeyi veya daha önce hiç
bulunmadıkları bir yeri seyretmeyi seviyorlar.” Öykülerin ortaya çıkış aşaması hakkında: “Bazen yürürken, bazen otururken. Genellikle kafelerde… Bu güvenli yerlerde kendimi mekandan soyutlayarak her yönde düşünülebilir ve eğer durum kötüye giderse tekrar kafe ortamına geri dönebilirim. Tıpkı sinemada olduğu gibi. Orada en korkunç şeyleri izleyebilirsiniz, ama aynı zamanda sinemanın emniyetli
ortamındasınızdır.” “Karanlıkta kaldığınızda, düşüncelerinizi bulup çıkarmaya başlıyorsunuz. Eğer korkularınız harekete geçerse, bir bilim adamı bileolabilirsiniz.”



Filmin konusu hakkında yazılabilecek çok şey yok. Çünkü konu izleyicinin bakış açısına göre değişiyor. Bunu izleyince siz de anlayacaksınız. Ama Lynch filmle ilgili 10 ipucu vermiş, bu bölümü izledikten sonra okumanızı tavsiye ederim..

->İşte ipuçları:
1- Filmin başını çok dikkatli izleyin çünkü iki önemli ipucu, daha filmin giriş yazıları bile tamamlanmadan veriliyor.
2- Kırmızı lamba süslerinin ortaya çıktığı yerlere ve zamana çok dikkat edin.
3- Adam Keshner'ın oyuncu seçtiği filmin adına dikkat edin ve ne zaman tekrar kullanıldığını takip edin.
4- Kazanın meydana geldiği yere çok dikkat edin.
5- Kim, kime neden anahtar veriyor ?
6- Kıyafetlere, kül tablasına ve kahve dolu fincana çok dikkat edin.
7- "Silencio" isimli klüpte kim dikkat çekmeye uğraşıyor ? burada ne hissedilebiliyor, ne gözlemleniyor ve ne kazanılabiliyor ?
8- Camilla için sadece yeteneği yeterli mi ?
9- "Winkies"'in arkasında bulunan adamın çevresinde olanlara dikkat edin.
10- Ruth yenge nerde?
---
Film şu an IMDB'de 7.9 ortalama puanla 188. sırada yer alıyor.
Filmi izlemenizi şiddetle tavsiye ederim. izleyen arkadaşlarla da filmin kritiğini yapmak isterim..
Keyifli seyirler..
Sevgi ve saygılarımla
Murat

Bu ileti zisxiri tarafından Jul 20 2010, 08:33:29 AM yeniden düzenlenmiştir.
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
daedalus
mesaj Mar 28 2004, 02:05:29 PM
İleti #2


Master
Group Icon

Grup: Banned
İleti: 3,891
Katılım: 24-February 04
Üye No.: 133



Görüntü Yönetmenliği nedir nasıl yapılır sorularının cevabı niteliğinde bir film. Hiçbirşey anlamasanız bile gene de görüntüler ve Naomi Watts'ın oyunculuğu için verdiğiniz zamana değer. Ama tavsiyem önce Lost Highway izlenmeli sonra Mullholland Drive.
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
Java
mesaj Mar 29 2004, 07:38:26 PM
İleti #3


ultrAslan
Group Icon

Grup: Etkin Üye
İleti: 1,380
Katılım: 23-February 04
Üye No.: 65



Baglantilari anlamak ve hakkinda yorum yapabilmek icin birden fazla izlenilmesi gereken bir film. Mulholland Drive'i ilk izledigimde kafamda baya bir soru isareti takilmisti (dogrusu filmden bir sey anlamamistim :( ), Film hakkinda biraz arastirma yaptigimda bir cok kisinin aslinda benim durumumda oldugunu gordugumde biraz rahatlamistim rolleyes.gif Saka bir yana David Lynch'in filmle ilgili verdigi 10 ipucuyu ve filmle ilgili yorumlari okuduktan sonra 2. defa izledigimde anlamis gibi olmustum :P

Filmi izlemeye baslamadan once film hakkinda yonetmenin vermis oldugu 10 ipucuyu okumanin ve filmi dikkatli,sabirli izlemenin yararli olacagini soyleyebilirim. Eminim izledikten sonra kimini cok sacma angry.gif kiminiz ise cok iyi filmmis rolleyes.gif diyeceksiniz.
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
drakkar_noir
mesaj Apr 13 2004, 09:09:11 PM
İleti #4


AfterShave
**

Grup: Üyeler
İleti: 178
Katılım: 10-April 04
Nereden: İstanbul
Üye No.: 687



Bana film soranlara ilk tavsiye ettiğim filmdir.

Benim için bir başyapıttır.
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
LyNcHeR
mesaj Apr 14 2004, 03:16:59 PM
İleti #5


In heaven, everything is fine...
**

Grup: Üyeler
İleti: 443
Katılım: 11-April 04
Nereden: Mulholland Dr.
Üye No.: 716



Gerçekten herşeyiyle aşmış bir film o yüzden farklı bir gözle seyretmek gerekiyor.
Açıklamalar için teşekkürler.
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
JaguaR
mesaj Apr 14 2004, 03:40:43 PM
İleti #6


antilopların hastasıyım
Group Icon

Grup: Sinefil
İleti: 8,242
Katılım: 14-April 04
Üye No.: 926



David Lynch / Lost Highway, Mulholland Drive, Twin Peaks ve Çarpışan Dünyalar
David Lynch filmlerinde kahramanın kim olduğunu arama yolculuğuna paralel olarak anlatı yapısı da kaotik, parçalı bir seyir izler. Olaylar belli bir döngüsel yapı içinde seyrederken anlatı Lost Highway ve Mulholland Drive'da olduğu gibi belli sembollerin tekrarıyla başa döner. Kahramanın zihninden geçenlere odaklanan kamera pekçok sembol üzerinden giderek döngüsel bir yapı içinde farklı temsillerle bir olayı; mizanseni ya da ayrıntıyı değişik biçimlerde yineler. Yönetmenin sinemasını farklı ve çekici kılan izleyicinin de kahramanla birlikte herşeyin mümkün olduğu ve düz bir öykünün çeşitli düzlemlerde kurgulanabildiği rüya gibi bir dünyanın içine girmesidir. Nesnel-toplumsal gerçeklik kaygısının olmadığı bir dünyada izleyiciyi kahramanın bulmacaya benzer oyununun içine davet eden şey de aslında nesnel gerçekliğin birden fazla yolla ve farklı temsiller aracılığıyla kurgulanabilir olmasıdır.

Bu parçalı ve esnek yapı birkaç öykü düzleminin potansiyel varlığı postmodern anlatıların esnek yapısına uyum gösterir. Postmodern sinemanın üst üste binmiş dünyaları ve değişken, esnek kimlikli şizofrenik karakterleri Lynch'in Fil Adam dışındaki tüm filmlerinde görülür. Bu postmodern anlatılarda karakterler hangi dünyaya ait olduklarını ve ideal kimliklerini elde etme yolunu bulmaya çalışırken zihinsel temsillerin çarpıtıldığı çeşitli dünyalar -dolayısıyla farklı kimlikler- üst üste biner. Zaman ve mekan algısı çöküntüye uğrar. David Harvey'nin Postmodernliğin Durumu adlı çalışmasında Lynch'in Blue Velvet filmi bağlamında belirttiği gibi postmodern sinemanın anlatısına uygun olarak karakter, birbiriyle bağdaşmayan iki dünya arasında gidip gelir.

Lost Highway'de de Fred, iki kimliği arasında sürüklenir. Karısını öldürdükten sonra kendisini Pete adındaki güçlü cinselliği olan vurdumduymaz bir karaktere dönüştürdüğünde bir an için kontrolü ve iktidarı eline almış gibi görünür ancak asıl kimliği olan iktidarsız Fred bir yerlerden çıkarak onun yanılsamalı bütünlüğünü tehdit eder ve karanlık otobandaki finalde Fred, farklı kimliklerinin arasında çıldırarak bilinmeze sürüklenir. Bir dünyada Fred, karısının üzerinde egemenlik kuramayan ve onun ihanetinden şüphelenerek paranoyaya kapılan cinsel açıdan güçsüz bir caz saksofoncusudur. Pete adını aldığı ikinci dünyasında ise liberal bir anne babanın bir oto tamircisinde çalışan vurdumduymaz ve korkusuz oğlu olarak belirir. Buz bakışlı ve sessiz olan karısı Renee de sarışın ve ateşli bir kadına dönüşmüştür ve üçüncü bir kişiye; simgesel bir baba figürü olan otoriter ve iktidar sahibi Dick Laurent'a aittir. Üçüncü bir kişiye ait olması karısının yeni kişiliği olan Alice'i daha da cazip kılar. Pete ve Alice simgesel babanın yasasını delerek korkusuzca ve büyük bir şehvetle yaşadıkları bir aşk ilişkisine girerler. Filmde bu iki farklı dünyayı yaratan Fred'in zihni baş düşman haline gelir. Fred, Pete'e dönüşmeden önce de başı ağrır; zihninin yeni bir dünya doğurarak onu farklı bir çatışmaya sürükleyeceğinin işaretidir bu.

Aynı şekilde Mulholland Drive'da da Diane, bir süre kendisini özendiği Camilla'nın yerine koyarak Hollywood yıldızlığı statüsünü; cinsel ve toplumsal iktidarı kazandığını hayal eder. Diane kimliğini Camilla'nın bedeninde kaybetmiştir. Buna karşılık o da hayali dünyasında Camilla'yı kimliğini (hafızasını) kaybeden taraf olarak düşler.Ancak asıl kimliğinin (kaçındığı konumunun) yeniden su yüzüne çıkmasıyla iki dünya arasında sıkışıp kalır ve intihar eder. Twin Peaks'te ise Laura Palmer'ın fahişelik yaptığı karanlık yer altı dünyası ve koruyucu anne meleği düşlediği saf dünya çarpışır. Babası Laura'yı öldürür. Ancak ölüm sonrası onu başından beri düşlerinde koruyan melek yüzlü dedektifin hayalinde Laura saf dünyaya erişir ve ışıkların arasından bir Kutsal Meryem figürü iner. Laura'nın içinde olduğu iki dünya birbirine taban tabana zıttır ve diğer filmlerde olduğu gibi onun içine sürüklendiği çıkmaza yol açan şey de bu iki dünyanın bir arada varolmasıdır.

İki dünyanın finalde çarpışacağı anın sinyali filmin başında Diane'in uçak yolcuğu sırasında tanıştığı yaşlı kadın ve onu karşılayan kocasının bulunduğu sahnede belli edilir. Tekinsiz dünyanın tam zıddını temsil edecek biçimde (ve Hollywood'un aile filmlerini; margarin reklamlarını çağrıştıran sahte bir sevecenlikle) yaşlı kadın ve kocası Diane' e yakınlık göstererek yıldızlık yolunda şans dilerler. Daha sonra yaşlı çift bir taksinin içinde görülür. Adam ve kadın birbirlerine tuhaf, hastalıklı bir gülüşle bakmaktadırlar. Diane'in illüzyon üzerine kurulu dünyasının ilk çatlağı izleyiciye ve dolayısıyla Diane'in kendisine bu aşamada hissettirilir. Aynı çift, illüzyonla ilgili hayali bir opera şovunun ardından Diane'in mavi kutusunun açılması ve kahramanın kendisine kurduğu dünyanın da bir illüzyondan ibaret olduğunun anlaşılmasıyla filmin finalinde yeniden devreye girer. Tüm sırları açığa çıkaran kutunun içinden yaşlı çift çıkar ve yine hastalıklı bir biçimde gülerek Diane'in peşinden gelirler. Diane bu noktada çıldırarak silahı başına dayar. Yaşlı çift, tekinsiz ve hastalıklı dünyanın simgesidir.

Lynch'in karakterleri yabancılaşmış karakterler olmanın ötesinde tutarlı bir benlikten baştan beri yoksun olan kaotik bir dünya içinde kimlik savaşı veren karakterlerdir. Bu tür bir karakteri David Fincher'ın Fight Club'ında da görürüz. Jack de modern yaşamın ve tüketim toplumunun karmaşası içinde özgürleşme ve yaşam potansiyeline sahip çıkan yeni bir kimlik yaratma savaşı verir. Bu savaşta yarattığı ego ideali de eril özelliklerin abartılı bir temsilini cisimleştiren fallik ve diktatör karakter Tyler Durden'dır. Bu tür postmodern anlatılarda karakterin içinde bulunulan zamanda tutunacak bir değer bulamamasıyla birlikte (nesne temsillerinin sürekliliğinin kaybolmasıyla) kaos başlar ve karakter, kendisine bir ego ideali yaratarak belli değerlere, özdeşleşerek bütünlüğünü ve benlik saygısını düzenleyebileceği bir otorite figürüne ya da arzu nesnesine ihtiyaç duyar. Jack için bu figür Tyler Durden iken Mulholland Drive'daki Diane ya da diğer kimliğiyle Betty için de aktrist Camilla'dır. Lost Highway'de Fred Pete adlı hayali kişilikle özdeşleşir. Ancak bu özdeşleşmeye zemin hazırlayan şey de karısının ihanetinden şüphelenerek erkekliğini tehdit altında hissetmesidir.

Lynch Mulholland Drive'da öyküsünü rüyalar diyarı Hollywood'u eksen alarak anlatır. Hollywood da yönetmenin filmlerinin düşsel yapısına ve rüya motifine göndermede bulunan bir mekan olarak önemli bir temsildir. Ayrıca Betty-Diane'in özdeşleştiği ego ideali Camilla'nın da bir yıldız olması açısından önem taşır. Diane'in düşlediği şey, Camilla gibi arzulanır olmaktır. Diane'in kimliğinde görünen Camilla da hafızasını kaybettiği kazadan sonra Rita Hayworth'ın posterinden esinlenerek Betty'e adının Rita olduğunu söyler. Diane'in düşü de yıldız olmaktır; rüya kenti Hollywood'a adım attığında arzu nesnesi bir kimliğe dönüşeceği metaformoz yolculuğuna çıkmış olur.. Hafızayı kaybederek kimlik değiştirme süreci Mulholland Yolu'ndaki yolculukla başlar.

Lynch'in filmlerinde kişilerin, kimlikleriyle ilgili illüzyonları filmin belli bir anında çöküntüye uğrar ve izleyici de karakterlerle birlikte o ana dek hep bir yanılsama içinde bulunmuş olduğunu anlar. Tıpkı David Fincher'ın Fight Club filminde enerjik ve maço karakter Tyler Durden'ın aslında baş kahraman Jack'in ikinci kişiliği olduğunun anlaşılması gibi. Ancak Fincher'ın filminde nesnel gerçeklik kaygısı gözetilirken ve olaylar dış gerçeklik bağlamında belli bir sıraya ve mantıksal çerçeveye oturtulabilirken Lynch'in filmlerinde neyin nesnel-dış gerçeklik olduğunun anlaşılması gibi bir amaç güdülmez. Fight Club'da bir süre sonra herşeyin Jack'in zihninde geçtiği ortaya çıkar ve izleyici filmin belli bir noktasında nesnel gerçekliğe kavuşarak gözlemci koltuğuna oturur. Jack'in Tyler'la giriştiği hayali kavganın güvenlik kameralarından yansıyan görüntüleri bunun açık bir örneğidir. İzleyici bu noktada Jack'i havaya yumruklar savururken görür. Lynch'in filmlerinde ise izleyici kahramanların bakış açısı ve kaotik zihinsel temsil dünyası içinde konumlandırılır. Lost Highway'de izleyici baş karakter Fred'in şizofrenik dünyasını Jack'in dünyasını gözlediği gibi dışarıdan gözlemez. Kahramanın kimliğinin değişmesiyle birlikte onun zihinsel temsil dünyasındaki diğer karakterlerin kimlikleri de değişir ve filmlerin döngüsel yapısı içinde izleyici, kahramanla birlikte bu kaotik ve her an her şeyin, her tür kimliğin mümkün olduğu şizofrenik bir anlatımın içine sürüklenir. Film döngüsel yapısı içinde neyin kahramanın yanılsaması, neyin izleyicinin gözlemci konumunda olduğu dış gerçeklik olduğu sorusu karanlıkta bırakılır ve sonuç bölümünde de bu soru açıklığa kavuşmaz.

Ancak herşeyin bir rüyadan ibaret olması şeklinde getirilecek ve tamamen sağduyuya yönelik bir açıklama çabası da kuşkusuz, nesnel gerçeklik kaygısının olmadığı ve tüm temsillerin; nesnel gerçekliğe ait olmadıkları bir süreç içinde anlam kazandığı Lynch filmlerinde temel kaygı gibi gözükmez.

Tüm bu kimlik arayışları ve kişinin kendisini hayranlık duyduğu bir karakterle özdeşleştirmesi Lynch filmlerinin varoluşsal yanını vurgular ve filmlerin, insanın kendisini (acı verici de olsa Hakikati) anlaması üzerine kurulu psikanalitik süreç açısından incelenmesine zemin hazırlar. Kahramanların tüm arayışları ve çırpınışları, kendilerine ideal bir kimlik bulmak içindir. Bu ideal kimliği bulma sürecinde kahraman, bir diğerinin üzerinde egemenlik kuramaya çalışır. Ancak karakterlerin egemenlik kurma savaşı da çıkmaza sürüklenir. Twin Peaks'te Babası Laura'yı izler ve öldürür. Pete yeniden baştaki kimliğine; karısının karşısında güçsüz olan Fred'e dönüşür. Diane'in Camilla üzerinde kurduğu egemenlik de mavi sır kutusunun açılmasıyla sona erer (bu kutunun açılışı, Diane'in intikam almak için Camilla'yı öldürtmesiyle de eşleştirilir) ve Diane Camilla karşısında güçsüz olduğu eski konumuna yeniden döner: Filmler, kahramanın yüzleşmek zorunda olduğu kaçınılmaz gerçekle sona erer ancak bu gerçekle karşılaşma ve yüzleşme anı da yüne düşsel bir anlatımla, dramatik yapının parça parça edilmesi ve dünyaların üst üste binmesiyle yansıtılır.

Lost Highway'de Fred filmin adına göndermede bulunan karanlık otobanda zihinsel çarpıtmaları içinde kaybolur. Silahın başa dayanması anlamlıdır; Diane'in öldürmek istediği de onu kaosa sürükleyen bu hayali dünya temsilleridir. Mulholland'da bu uyanış, filmin başından beri gizemini koruyan mavi kutunun Pandora'nın Kutusunu anımsatacak şekilde yere düşüp açılmasıyla temsil edilir. Düşleri barındıran bu kutunun kilidi açıldığında (kilit hayali opera şovunda ortaya çıkmıştır) gerçekle, daha doğrusu gerçek kimlikle yüzleşme süreci başlar. Hem Fred'in, hem de Diane'in baştaki kimlikleriyle (zayıflıklarıyla) yüzleşmek zorunda oldukları anda duygusal gerilimi zirveye çıkaran bir şarkı yer alır. Bu şarkı adeta kahramanın, özdeşlik kurduğu kişiden ayrılmasına yönelik olarak devreye girmiştir. Hayali opera salonunda Camilla'yla birlikte gözyaşları içinde ve el ele dinledikleri şarkının ardından Diane, asıl kimliğiyle yüzleşir.

Duygusal açıdan zirve noktası oluşturan şarkı Lost Highway'de cinsel açıdan güçlü, serseri erkek Pete kimliğine bürünen Fred'in, yine sarışın arzu nesnesi Alice olarak tasarladığı karısıyla çölde bir kulübenin önünde, araba farlarının parlak ışıkları eşliğinde seviştikleri sahnedir. Bu sahnede Alice ansızın ayağa kalkarak Pete'e ona asla sahip olamayacağını söyler ve izleyici Pete'i tekrar baştaki kimliğine, karısını tatmin edemeyen paranoyak Fred'e dönüşmüş olarak görür. İllüzyon yıkılmış ve Fred, baştaki zayıf kimliğiyle yendien baş başa kalmıştır. Twin Peaks'de ise babasının ensest ilişkisi yüzünden fahişeliğe yönelen liseli Laura Palmer; gittiği gece klübünde gözyaşları içinde duygusal bir şarkı dinler. Klübe girmeden önce perişan görünüşlü bir sokak kadını onun yüzüne dokunarak masumiyetin kayboluşuna ilişkin birşeyler söyler. Laura, şarkıyı dinlerken bu kadının söylediklerine; babasının kendisine zorla sahip olması yüzünden sürüklendiği duruma ağlar. Laura, aslında hep, odasının duvarındaki bir tablonun içinde hayal ettiği meleği arar; bu tabloda bir yemek sofrasında oturan çocukların başında kanatlı bir Kutsal Anne'nin varlığını düşler. Duygusal şarkı burada da bir gizin açığa çıktığı andır: Bu giz, Laura'nın yitirdiği masumiyeti çaresizce arayışına işaret eder. Ancak kanatlı Kutsal Anne ikonu fahişelik sırasında kaybolmuştur. Tıpkı, Diane ve Camilla'nın hayali opera binasında gözyaşları içinde ve birbirlerine sokularak duygusal şarkıyı dinlemeleri gibi Laura da ağlayarak içindeki Meleksi Anne'nin kayboluşunu bir kez daha keşfeder. Diane, bu şarkının ardından özdeşleştiği Camilla'dan ayrılarak eski kimliğiyle yüz yüze gelmesi gibi Laura da içindeki masum ve şefkatli yanı simgeleyen arkadaşı Donna'dan ayrılır.

Rüyadan uyanış süreciyle birlikte karakter, kendi başına özgür bir birey olarak var olmak için anneyle çocuğun kurduğu birebir, kaynaşmacı ve bir bakıma sapkın süreçten sıyrılarak hayatta kalma mücadelesi vermek için özdeşleştiği, kaynaştığı ego idealini öldürme yolunu seçer. Fincher'ın Fight Club'ında Jack, Simgesel Baba konumundaki otorite figürü ve kendisinin ego ideali olan fallik karakter Tyler'ı öldürerek kendisiyle savaşmayı öğrenir. Oysa Mulholland'daki Diane, onun özgürlüğünü kuşatıcı bir anne gibi sınırlayan Camilla'yı öldürdüğünde hepten çıkmaza sürüklenir. Sonuç, tüm bu tuzaklara ve kıstırılmışlığa yol açan kendi zihninin de öldürülmesidir.

Lynch, yeni bir kimlik arama sürecinde yol motifini sıklıkla kullanır. Lost Highway'de Fred, eril kaygıları yüzünden karanlık bir otobanda kaybolur. Twin Peaks'de demiryolları kahramanların yeni bir yolcuğa (ölüme); arınmaya doğru ilerledikleri anda devreye girer. Mulholland Drive adını Hollywood'daki gizemli bir yoldan alır ve anlatı da Diane'in kimliğini değiştirme ve ego ideali olarak konumlandırdığı Camilla'yla özdeşleşme süreci üzerine kurulur. Film, Mulholland'daki bir yolculukla başlar. Bu yolculuk Diane'in zihninde geçecek olan yolculuğun ilk işaretini verir. Filmin döngüsel yapısı içinde sonlara doğru bu yola tekrar dönülür. Peşinde dedektifler olduğu halde Fred, karanlık otobanda zihninin şizofrenik temsil dünyası içinde kaybolur. Mulholland'da olduğu gibi kimlik arayışında çıkılan yolculuk, karanlık bir ortamda ve kaos içinde son bulur. Karanlık yollar, birkaç farklı olasılığa (öykü ve gerçeklik düzlemine) işaret eden kıvrımlarla doludur. Mulholland'da olduğu gibi bu yol üzerinde karakterin geçirdiği ya da zihninde bir başkasına geçirttiği kazalar da kimlik arayışı sürecindeki gizemli metamorfozları yansıtması bakımından önemlidir.

Her filmde karakteri dolayısıyla izleyiciyi de tedirgin eden ve filmin tekinsiz, şizofrenik dünyasını belirleyen korkutucu ve gizemli bir imge bulunur: Bu imgeler, karakterin bilinçaltındaki vahşi, ilkel, bastırılmış arzuları; şehveti, şiddeti, kötücüllüğü temsil eder. Lost Highway'de röntgenci kamerayı elinde tutan ve şeytansı bir gülüşle Fred'in içindeki şiddeti açığa çıkaran Gizemli Adam aynı zamanda Fred'in kadın bedenine yönelik korkusuna karşı olarak da devreye girmiştir. Twin Peaks'te Laura'ya zorla sahip olan Baba'yı temsil eden hayali ve şiddet dolu, kıskanç erkek arkadaş Bob'un yanı sıra hayali odadaki şiddet dolu tekinsiz cüce ve Laura'nın günlüğünü okuyan ve bir gece penceresinden süzülerek yatağına gelen vahşi görünüşlü adam da Baba'nın diğer yüzlerini temsil eder. Baba'nın bir yüzü, kızına umutsuzca sahip olmaya, onu yalnızca kendisine bağlı kılmaya çalışan güdük ama mutlak iktidar arzusundaki bir cinsel kimliği temsil eden ve cücedir. Cinayet anında (Baba, kızı Laura'yı öldürdüğünde cüce coşkulu ve histerik kahkahalar atar. Cüce Lost Highway'deki Gizemli Adam gibi bilinçaltını temsil eden bir figürdür. Bilinçaltı karanlık ve değişen renklerdeki bir odayla ve bu odaya açılan kapıyı resmeden tabloyla simgeselleşir. Laura düşünde (düşler de bilinçaltını simgeselleştiren ve bilinçaltı dünyasına açılan kapılardır) bu kapıyı açtığında karanlık bir dünyaya girer. Baba, koruyucu-meleksi yüzlü dedektif ve Laura'nın imgeleri bu ortak bilinçaltı ve hayal odasında buluşur. Laura babasına sadık değildir. Dolayısıyla Baba'nın yeşil yüzüğünü taşıyan cüce Laura için korkutucu ancak aynı zamanda zavallı ve eksik cinsellikli Baba'yı ifade ederken Baba için de kendi şiddet dolu duygularının ve bilinçaltının kötücül, tehlikeli ancak oyuncu yanının temsilidir. Cinayet anında cücenin sevinçle zıplaması da bu ilkel, şiddetli ancak aynı zamanda saf oyun duygusunun yansımasını açığa vurur.

Lost Highway'deki Simgesel Baba Dick Laurent'ın yerini Mulholland Drive'da bir başka baba figürü alır. Bu figür de tedirgin edecek kadar gülünç ve tekinsizdir. Dick Laurent kuralların uygulanmasını komikliğe varan bir ciddiyetle gözetirken Mulholland Drive'daki kovboy figürü de otoritenin ve iktidarın simgesi olarak karşımıza çıkar. Diane'in hayalinde rolün ona değil de Camilla'ya verilmesinin nedeni de bu son derece sakin ancak bu sakinliğiyle korkutucu olan ve Lost Highway'deki Gizemli Adam gibi yine beyaz donuk bir yüze sahip olan kovboyun yönetmene yaptığı baskıdır. Kovboy da Gizemli Adam gibi gecenin karanlığının içinden gelir ve toplum nezdinde meşru olmasa da tıpkı Dick Laurent (Eddy) gibi belli bir otoritenin koyduğu kuralları, kovboy kimliğinden gelen bir başına buyrukluk ve kararlılıkla uygular. Buradaki otorite Hollywood'un iplerini elinde tutan karanlık-mafyatik İtalyan güçleridir ve onlar da kovboy ve Dick Laurent gibi abartılı bir biçimde kurallarını; iktidarlarını dayatırlar. Onların da gerisinde Hollywood'un karanlık iplerini elinde tutan bir başka kişi ise Mösyö Roque'tur. Twin Peaks'teki cüceyi bu kez Hollywood'un gizli ve karanlık karar mekanizması olarak görürüz. Yine güdüklüğü ve hastalığı dolayısıyla komik ve aslında eksik ve gülünesi ama bir o kadar da gizemli ve tekinsiz bir iktidar mekanizmasını temsil eden Mösyö Roque, aslında Hollywood'daki gizli oyunların ve başarı ilkelerinin acıklılığının da bir yansıması, bir yandan da Godfather'ın baba karakterlerinin, şizofrenik dünyadaki parodisi görünümümdedir.

Lost Highway'deki Gizemli Adam da aseksüel görünümüyle eril cinselliğin şiddetinin ve yaralanabilirliğinin (kadın bedenine yönelik korkunun) yanında bilinçaltının kapıları açıldığında çocuksu saf bilgiye ulaşıldığında elde edilen şiddetli oyuncu gücü temsil eder. Fred'in karısını tatmin edememesinden dolayı, tıpkı Twin Peaks'te kızını kendisine sadık kılmayan Baba gibi eksik bir cinselliği olması dolayısıyla Gizemli Adam da cüce gibi aseksüel bir görünüme sahiptir ancak o da aynı zamanda bilinçaltı odasına girildiğinde karşılaşılan şiddetli ve enerjik; bir yandan da doğal ve sansürsüz olduğu için saf bir niteliğe sahip çocuksu oyunları simgeler. Fred'in Gizemli Adam'a, oyun ve eğlenceyi çağrıştıran parti ortamında rastlaması ve bu adamın korkutuculuğunun yanında palyaçoyu andıran bir görünüme sahip olması tesadüf değildir. Korkutuculuk ve eğlence; tüm kontrol mekanizmalarının ve toplumsal kuralların alaşağı edildiği; gerçeğin ve fantezinin iç içe geçtiği çocuksu dünyayı yansıtır. Çocuksu dünyasında Fred'in çocuksu oyunları eril kaygısının önüne geçmek üzere kendisini Pete adındaki enerji dolu ve kaygısız, güçlü gence dönüştürmesidir. Ancak oyunun içinde doğal ve saf bir kötücüllük de vardır. Fred, karısını çocuksu bir bağlılıkla sevdiği için onu ve Simgesel Baba Dick Laurent'ı öldürür.

Twin Peaks'teki Baba'nın mutlak iktidar sahibi olan ve açıkça saldırgan, tehditkar bir görünüm sunan yanını ise Laura'nın günlüğünü gizlice okuyan (onun tüm mahrem alanlarına tecavüz eden) uzun gri saçlı ve vahşi ifadeli adam yansıtır. Cinayet sırasında Baba'nın vahşi adam görünümü, cüce görünümü ve gerçek görünümü birbirine karışır. bu karışım Lynch sinemasında iç içe geçen kimliklerin, bir karakterin (gerçeğin) birden fazla temsil biçiminin; birden fazla gerçeği kurgulama versiyonunun bulunduğunun tipik bir örneğidir.

Mulholland Drive'da korkutucu figür fast-food tipi restoranın arkasındaki duvarda saklanan kapkara ve karışık saçlı biridir. Filmin açılışında bu restorana gelen bir adam oranın sorumlusuna düşünde restoranı ve arkadaki duvar gördüğünden söz eder. Bu duvarın gerisinde o korkutucu figürü görmüştür ve şimdi de onun gerçek olup olmadığını bilmek ister. Gündüz gözüyle duvarın arkasına baktığında korkunç kara figür birden ortaya çıkar ve adam bayılır. Lynch filmlerinin gündüz de varlığını sürdüren ve uyanılamadığı için kurmacadan daha gerçek olan düşleri anlattığı düşünülürse çocukluğun abartılı korku figürlerine benzeyen bu duvar ardındaki yaratığın da şizofrenik dünyanın içine sıkışmış karakterin kurmacası olmaktan öte bir anlam taşıdığı görülür çünkü burada da gerçeklik ve düş iç içe geçmiş; farklı dünyalar üst üste binmiştir. Gündüz olduğu halde düş varlığını sürdürür çünkü karakterin dünyası baştan aşağı tekinsizdir ve asıl vurucu olan da düşlerin (kurmacanın) gerçek olarak algılanması; gerçeğin gücü üzerinde egemenlik kurmasıdır. Bu korkunç figür filmin sonunda Diane'in yanılsamalı kurmaca dünyası çöktüğünde de ortaya çıkar. Hayali opera sahnesinden dönüşte mavi kutunun açılması ve düş dünyasının yıkılmasıyla birlikte Diane'in intihara giden çaresizliği su yüzüne çıkar.

Film sonunda gerçek ve düşün arasındaki kapı olarak işlev gören ve anahtarı bulunup açıldığı anda (anahtar, Diane'in Camilla'yı öldürme planıyla da ilgilidir) kurmaca dünyasının ideal yansımasını parçalayan mavi kutu bu korkunç figürün elindedir. Diane, bir kiralık katil tutarak Camilla'yı öldürmeyi planladığı -ve belki de öldürdüğü için- suçluluk duygularıyla da kıvranır. Gizemli Adam'ın da beyaz yüzüyle ölümü (cinayetleri) temsil ettiği düşünülecek olursa bu filmde de öldürme korkusunun, ilişkide kaybolma korkusuyla birlikte bu siyah yaratıkta cisimleştiği düşünülebilir.

Korkunç yaratık, duvarın arkasında ve düşlere yer olmadığının sanıldığı gündüz vaktinde, hiç de korkutucu olmayan bir ortamda belirir ancak asıl tekinsiz olan da bu sıradan ve dingin görünümlerin ardındaki karanlık dünyadır. Karakterlerin karanlık dünyası basit bir fast-food restoranına dek uzanır ve izleyici de sıradan görünenin ardındaki karanlık dünyayı ve bu dünyanın aslında ne kadar olağan ve doğal bir biçimde gerçekliğe sızdığını görür. Gündüz de olsa duvarın arkası her zaman bilinçaltını ve karanlık, tekinsiz dünyayı temsil eder. Dingin ve sıradan görünenin ardındaki tuhaflık Twin Peaks'te de kendini gösterir: Laura Palmer basit bir lise öğrencisi gibidir ve sakin banliyö ortamının ardında Laura'nın fahişelikle, Baba'sının ensest ilişkisiyle ve meleği arayışıyla örülü tekinsiz, tuhaf dünyası vardır.

Fred'in ilk kez hapisteyken kulübeyi hayal etmesinin yanında çölde Alice'le seviştikleri sırada duyulan duygusal şarkı da Fred'in kulaklarına ilk kez yine hapisteyken ve kaotik bir dünyaya, yeni bir kimliğin getireceği karmaşaya adım atacağının işaretlerini veren baş (zihin) ağrılarıyla kıvrandığı sırada gelir. Tüm bu imge yinelemelerinin ardından filmin bitişi de dairesel yapıyı izleyerek başa döner. Filmin başında Fred'in evinin diafonuna gizemli bir ses "Dick Laurent is dead" şeklinde bir mesaj bırakır. Fred filmin sonlarına doğru Alice'in aslı sahibi olan Simgesel Baba Eddy'i diğer adıyla Dick Laurent'ı öldürdüğünde aynı cümleyi evinin diafonuna kendisi tekrarlar. Böylece bu kimliği meçhul sesin de Gizemli Adam gibi Fred'in zihninin bir ürünü olduğu doğrulanır. Bu yapı, Twin Peaks'te de Teresa Banks cinayetinin filmin başında ve sonlarında olmak üzere iki kez yinelenmesi ile ortaya çıkar. Böylece film başındaki gizemli seslerin de Teresa cinayetine ait olduğu ve bu cinayeti işleyen kişinin de yine iktidara işaret eden Baba olduğu anlaşılır.

Mulholland Drive'da ise daha önce değinilen yaşlı çiftin filmin başında ve sonunda olmak üzere iki kez ortaya çıkarak baştaki tekinsiz ve hastalıklı gülüşlerinin daha sonra dingin ve güvenli görünümünün ardında parçalanmış bir kişilik ve şizofrenik bir hayali dünya taşıdığı anlaşılan yıldız adayı Diane'in saplantılı ve yanılsamaya dayanan dünyasına ilişkin olarak önce bir izlenim verirler; ardından da yine filmin önemli sembollerinden biri olan Pandora'nın Kutusu'nu andıran mavi kutunun içinden fırlayıp Diane'in üstüne gelerek onun hastalıklı dünyasına yönelik baştaki işaretlerini doğrularlar. Filmin başında Diane'in, hafızasını kaybetmiş olarak tasarladığı Camilla'nın getirdiği mavi kutunun sırrı da Diane ve Camilla'nın seviştikleri gecenin ortasında gittikleri hayali opera sahnesinden sonra açıklığa kavuşur. Aralarındaki duygusal gerilimin zirvede olduğu bu opera sahnesinden sonra mavi kutunun anahtarı ortaya çıkar. Diane'in düşleri o kadar yoğunlaşmıştır ki artık illlüzyon dünyası patlayarak yıkılacak noktaya gelmiştir. Eve dönüşte Camilla mavi kutuyu açıp yere düşürür ve Diane'in kurduğu illüzyon dünyası sarsılmaya başlar. Camilla (Diane'in kendisini Betty olarak konumlandırdığı dünyadaki adıyla Diane), seviştikleri gecenin ortasında uyandığında Betty'i (aslında Diane olan ve tüm bu hayali dünyayı canlandıran kişiyi) hayali opera sahnesine götürmeden önce yabancı bir dilde "Orkestra yok" der. Orkestranın olmayışı, aslında Diane'in kurduğu dünyanın da gerçek bir opera sahnesi ya da gerçek bir tiyatro olmadığını belirtir gibidir.

Opera sahnesi filmin sonunda bir kez daha karşımıza çıkar. Diane, kurmaca dünyasının yıkılması üzerine çıkmaza sürüklenerek başına silahı dayadığında opera sahnesindeki tekinsiz görünümlü, abartılı makyajlı kurmaca bir kadın "Sessizlik" der. Sessizlik, Diane'in gürültülü kurmaca dünyasının iflas edişini ve zihnin ölümünü simgeler. Bu sözcük filmin döngüsel yapısı içinde daha önce de Camilla tarafından dile getirilmiştir. Camilla Diane'le seviştikleri gece ikisinin illüzyon dünyasını simgeleyen operaya gitmesinin yolunu bu sözcükle Sessizlik sözcüğü İtalyanca söylenir. Bu da filmin görünüşte ilgisiz olan dünyaların üst üste binerek çember gibi bir yapıyı tamamladığı ve bir şekilde birbiriyle bağlantı kurduğu şizofrenik kaotik dünyasına uyum gösterir.

Kabuki tiyatrosunda beyaza boyalı yüzün ölümü çağrıştırması gibi bu gizemli adam da beyaz yüzüyle hem şiddetin en uç noktası olan ölümü, hem de aseksüel ve palyaçoya benzeyen görünümüyle çocuksu, hazcı bir enerjiyi çağrıştırır. Fred'in röntgenci kamerası olarak da konumlanan Gizemli Adam, Fred'i cinayetlere yönelten kişi olarak şeytansı bir kimliğe sahip olmasının yanında bilinçaltının tekinsiz dünyasına dalarak kontrolün kaybedilmesini temsil eden enerjik ve korkusuz bir kimliğe de işaret eder. Kafka'nın deyişiyle dizginlerin bırakılması neşeli bir yolculuk olanağı tanır; Fred, bilinçaltının karanlık dünyasına dalarak kendisine yeni bir kimlik, yeni bir olasılık kazandıran Pete'e dönüşür. Evrensel bir doğrunun ve akılcılığın egemenliğinin çözülerek dizginlerin elden bırakıldığı şizofrenik postmodern dünyanın sonsuz esneklikteki kimliklerinden birine sahip olur ancak dizginlerin elden bırakılmasıyla tekinsiz bir varoluşa da zemin hazırlanmış olur. Birbiriyle çatışan iki dünya, iki farklı kimlik, kişiyi çıkmaz sokağa; Kayıp Otoban'a sürükler.

Egemen olunmak istenen nesnenin ölümünün ardından suçluluk gelir. Fred karısının paramparça olmuş bedeni önünde acıyla kıvranır. Mulholland Drive'da da Diane kendisinin yerine rolü kaparak Hollywood'a adım atan Camilla'yı öldürttüğü için (bu ölümün de hayali ya da gerçek olmasının belirleyici bir önemi yoktur; filmin gerçekliği, kahramanın yaşadığı parçalanmış gerçekliktir) suçluluk duyar ve onunla ilişkisinden parçalar hatırlayarak kendisinin egemen konumda olduğu illüzyon dünyasının da yıkılmasıyla çıkmaza sürüklenir. Camilla'yla olan ilişkisinde kıskanan ve aldatılan taraf odur; bu bakımdan Diane de Fred'e benzer. O da tıpkı Fred gibi ikinci kişiliğiyle biçimlendirdiği yeni dünyasında iktidarı ele geçirmenin düşlerini kurar. Diane, Camilla'nın hem yıldızlığını hem de aşk ilişkilerinde onun başkalarıyla olmasını kıskanır. Camilla da Alice'in Pete'e yaptığı gibi onu yarı yolda bırakmıştır. Diane de Fred'in karısını ve dolayısıyla onun yeniden bedenlenişi olan Alice'i sevdiği gibi Camilla'yı saplantı derecesine varan büyük bir tutkuyla sevmektedir. Twin Peaks'te Laura Palmer babası tarafından ensest ilişkiye zorlanır. Babası filmin sonunda Laura'nın fahişelik yaptığı kulübeye girer ve onu öldürür. Ancak bu cinayetin ardından da suçluluk duyguları tüm yoğunluğuyla ortaya çıkar ve Baba, kendisini de öldürerek bilinçaltına, düş dünyasına işaret eden hayali odada bir günah çıkarma-arınma sürecine girer.

Aslı Karamollaoğlu
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
uykusuz
mesaj Apr 14 2004, 05:04:24 PM
İleti #7


Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol.
Group Icon

Grup: Banned
İleti: 592
Katılım: 26-February 04
Üye No.: 194



Bu filmi sakin kafayla izleyeyim derken şu ana kadar izleyememeiştim.
İyi kide izlememişim. Şimdi yukarıdaki bilgilerin ve kritiklerin ışığında daha da keyifle ve anlayarak izleyeceğime eminim.

Böyle yazılara devam edin lütfen.
Yazan, veren aktaranların ellerine sağlık :)
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
Sweeney
mesaj Apr 14 2004, 07:56:42 PM
İleti #8


Sweeney Todd
Group Icon

Grup: Root Admin
İleti: 4,102
Katılım: 29-January 04
Nereden: Fleet Sokağı
Üye No.: 7



Turgay abi,

Bu öyle bir film ki 1 kere izlemeyle kurtulamıyorsun.

Daha önce 3 kez izlemiştim.Geçen gün hub'da sohbeti oldu.

Bende oturup bir daha izledim.Sanırım daha çok izleyecek gibiyim rolleyes.gif

Ayrıca yukarıda bir arkadaşın bahsetiği 10 ip ucunu bence 2. izlencende mutlaka

değerlendir.

En iyisi first screen'den sonra konuşmak ;)

Sevgilerimle.
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
powerboy
mesaj Apr 29 2004, 08:40:01 PM
İleti #9


A State of TRance
**

Grup: Üyeler
İleti: 118
Katılım: 25-March 04
Nereden: New World
Üye No.: 498



yaaa ben 3 kere seyrettim halen büyük bir bölümünü anlayamadım filmin :( birisi açık seçik yazsın filmin açıklamasını. takıldığım yer o kutuya anahtarı sokuyo ondan sonra herşey karışıyo karakterler yer değiştiriyo felan ne biçim iş anlamadım yawwwwwwwww :)))))) birde kutuya anahtarı sokmadan önce sarışın kız ortadan kayboluyo bütün bunlar yine deli saçmalığımıdır nedir :)
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
BuRnOut
mesaj May 26 2004, 06:29:53 PM
İleti #10


Stockholm Syndrome
****

Grup: Üyeler
İleti: 1,701
Katılım: 18-May 04
Üye No.: 2,545



Beni de filmi izlemeye başlamadan önce birçok arkadaş dikkatli izle diye uyarmıştı. Bende kendimi kasarak başlamıştım izlemeye, ama bir yerden sonra kopuyor insan. Birbirine bağlanacak çok fazla olay var, ha birini bağladım bu da buranın devamı derken, akan görüntüler kaçıyor. Nihayetinde 2-3 kere de anca tamamen hazmedilebilecek bir film.

Bu ileti BuRnOut tarafından Dec 25 2006, 12:20:39 PM yeniden düzenlenmiştir.
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
barfly
mesaj May 29 2004, 07:10:49 AM
İleti #11


Member
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 315
Katılım: 8-April 04
Üye No.: 657



Mulholland Drive hakkında birşeyler yazmadan önce Lynch sineması üzerine güzel bir yazıdan alıntı yapmak istiyorum.
QUOTE
Bir lynch filmi, sinemanin bir hikaye anlatma sanati olmanin otesine uzanabilecegine dair edinilmesi gereken bir deneyimdir...

bir kez karsilasmaya gorelim, bizde hayranlik uyandiran, saskinlik yaratan insanlar vardir. yasam sevincimizi besleyen. var olduklarini bilmek bile heyecan verir. yuregimiz dolup tasar, sokulmak isteriz. yeniden, en bastan taniyabilmek...

bir lynch filmi de kabaca boyle bir insana benzer. mutlak bir yeniden gorme istegi ile ayrilirsiniz ondan. limiti yoktur. sonsuz kere kendini yineleyecek bir istektir bu; duzenli olarak geri donulebilecek bir oyun, her defasinda guncellenen bir maceraya. orada, oylece bizi bekler lynch filmi. lunaparktaki gulduren aynalarin karsisina her dikilisimizde nasil farkli resimler goruyorsak, onu da her izleyiste farkli sonuclara varip, farkli yerlere cikariz. aynalar deforme yuzeyleri ile algimizi bulandirir, lynch filmi ise dongusel ve deforme anlatimiyla bilincimizi...

daha izlerken dusunmeye, analize, bir nevi detektiflige davet eder bizi. konsantre bir ruh haline sokar. zorlar. zorladigi kadar yorar. yordugu nispette cikar tadi; gucu ve erdemleri duyumsanir. lynch filmi izlemek, sanatin guzelligini doyasiya yasamak icin verilen bir sinav gibidir. carpismak gerekir. senaryonun dinamikleri verili degildir zira. bizimle birlikte yazilir. grafik anlatim birden fazla yoruma olanak tanir. istedigimiz yerinden tutar okuruz.

evvela bilincle, yani insanin kendini ve bulundugu evreni tanima, tanimlama faaliyetiyle mesguldur lynch. dolayisiyla bilincalti ve bilinc disiyla da. surreal bir yapi kurar, ruya mantiginda gelisen olaylar marifetiyle gerceklik duygumuzu ters yuz eder. butune degil, detaylara ulasmaya calisir. anlam degil, anlamsizliktir aradigi. ve bu konuda eline kimse su dokemez. arinmanin ve mesaj kaygisinin cekip cevirdigi hollywood filmlerine en okkali selami yollar lynch’inkiler. cunku onun filmlerinde kahramanlar arinmaz; en bogucu yerde kararir perde. kabus uykuda gordugumuz mu, yoksa uyandigimizda bizi bekleyen mi, bilinmez.

komple bir sanat adami lynch. sinemadan da once resim var hayatinda. sanatinin anahtarlarindan biri bu. dahasi fotograf, muzik, tasarim, vs... dolayisiyla da gercek bir atmosfer ustasi. rontgencilik uyusturucularindan biri lynch’in, sinema da dogasi itibari ile bir rontgenleme eylemi. bunu kavramak icin bir lynch filmi izlemek kafi. kurdugu olaganustu atmosferle oylesine avcuna alir ki bizi, carpik ve yoldan cikmis karakterleriyle bile ozdeslesmek imkani dogar. rontgende onlardan geri kalmayiz...


Yani bir Lynch filminde herşeyin anlamını aramak labirentte olmayan peyniri aramak gibidir. Onun yerine her köşeyi döndüğünüzde karşınıza çıkanlardan kendinize göre çıkarımlar yapmanız ve bundan keyif almanızdır amaçlanan.
Lynch şurasını, burasını anlamadım, diye yakınanlara şöyle der:
QUOTE
Herşeyin ne anlama geldiğini ya da nasıl yorumlanacağını bilmemek daha iyidir, çünkü aksi takdirde olayları kendi akışına bırakmaya korkarsınız. psikoloji, gizemi ve büyü niteliğini yok eder. anlamlardan konuşmak beni çok rahatsız ediyor. çünkü anlam çok kişisel birşeydir ve herkese göre değişir... gizemi ve bilinmeyeni severim; neler olup bittiğini bilemediğim için karanlık ortamları da… dış görünüşün altında bir şeyler saklı olduğu fikrinden hoşlanıyorum ve sanırım insanlar bilmedikleri bir şeyi veya daha önce hiç bulunmadıkları bir yeri seyretmeyi seviyorlar.




Bunları yazdıktan sonra filmi iki kere izleyiş ve yoğun okuma seanslarından sonra filmden kendi anladıklarımı dilim döndüğünce paylaşmaya çalışacağım. Yalnız bunlar filmin tamamen çözümü diye bir iddiam yok, siz filmi başka türlü açıklıyor olabilirsin, Lynch izlemenin güzelliği de buradadır zaten. :)

Not: Aşağıdakileri okumadan önce filmi baştan sona bir izleyin. Doğal olarak hiçbirşey anlamayacaksınız. (Eğer ilk izleyişte kafanızda hiçbir soru işareti kalmadıysa Lynch'in asistanı olarak sinema kariyerinizde başarılar dilerim.) Daha sonra Lynch'in on ipucunu okuyup bunlara dikkat ederek filmi kutunun açıldığı yerden başlayarak sonuna ve başından buraya kadar tekrar izleyin. Daha sonra bu açıklamaları okuyup Lynch üzerine düşünün. ;)



Mulholland Drive

Nedir bu mevzu? Hiçbirşey anladım!
Filmin aslında başlangıcı kutunun açılıp "gerçeğin" başladığı nokta. Diane'in yatakta uyanıp intiharına kadar giden süreçte yaşadıkları gerçek hayattan kesitler, bundan önce gördüğümüz (ve sonra da göreceğimiz) kendini Betty olarak konumlandırdığı bölümler Diane'in Hollywood'da daha başlamadan yıkılmış kariyerine, Camilla ile (düş dünyasında o da Rita) yürütemediği ilişkisine, kısacası tamamen mahvolmuş hayatına dair kimi gerçek, kimi gerçeküstü birbirine girmiş rüya sekanslarından ibaret. Diane filmin başlangıcından itibaren takip ettiğimiz bu rüyalarda kendini teyzesinin LA'deki evine hep hayalini kurduğu sinema dünyasına adım atmak için gelen yeni yıldız adayı Betty olarak ifade ediyor. Bu yeni hayatında çok başarılı oluyor, önüne konan her engeli aşıyor, sevdiği kadın Rita'ya sahip oluyor. Oysa gerçek bunun tam tersi.

Ne yani hepsi rüya mıymış? Bu mudur yani olay?
Doğal olarak biraz daha kompleks. Lynch'in filmlerinde rüya ile gerçek her zaman içiçe, aradaki ayırım belirsizdir. Rüyalar gerçeğin çarpık yansımaları olarak, gerçekler ise bunun içinde flu kesitler olarak ortaya çıkar. Ne tamamen hayal, ne saf gerçek diyebilirsiniz.
Film aynı zamanda Diane'in kişiliğinde Hollywood'un görünmeyen yüzüne tutulan bir ayna. Ekrana toz pembe hayatlar yansıtan bu hayal fabrikasının sahne arkasına ışık tutuyor. Lynch bu şekilde hem kendi kuralları doğrultusunda içindeki çarpık ilişkilerle kimilerini en yükseğe çıkaran, kimilerini de böcek gibi ezen Hollywood'a kinini kusuyor hem de insanların hayatlarındaki dramlardan, parçalanmışlıklardan kaçmak için bir iki saatlik bu hayal dünyasına nasıl sarıldığını, avuntuyu onda aradığını, oysa bunun sadece bir filmden ibaret olduğunu, gerçeğin soğuk yüzünü değiştirmeyeceğini bir tokat gibi suratımıza vuruyor.

Geyiğe sardın sen. Peki restoranın arkasındaki yaratık neydi öyle?
O Diane'in çöküş sürecinde metamorfik bir imge. Aslında oraya sığınmış bir evsiz sadece, yani bu sistemin dişlileri arasında ezilmiş milyonlarcasından biri. Kutuyu elinde tuttuğu sahneyle aynı zamanda Diane'in için gerçeğe açılan kapıyı simgeliyor.

Mavi kutu ve anahtarı ne peki?
İşte en çok spekülasyonu yapılan şey. Filmin temelinde anlattığı nokta o. Yani gerçekle hayal arasındaki ince çizgi. Kutu açıldıktan sonra artık geriye dönüş yok, herşeyin parlak, ışıltılı, sihirli olduğu hayallerden gerçeğin yıkıntılarına keskin bir dönüş.
Camilla'yı öldürmek için tuttuğu kiralık katille arasındaki konuşmadan iş tamamlanınca adamın mavi bir anahtarı Diane'in evine bırakacağını öğreniyoruz. (Diane "Anahtar neyi açıyor" diye sorduğunda adamın gülmesi kutunun aynı zamanda Camilla ile arasındaki ilişkiyi temsil eden bir cinsel yan anlamı olduğunu gösteriyor.) Daha önceki sahnelerde zaten bu anahtarı Diane'in evinde masanın üstünde görüyoruz. Yani Camilla'nın zaten öldürüldüğünü, Diane'in de sona doğru hızla yaklaştığını ifade ediyor. (Komşusunun eve geldiğinde "Dedeftifler yine geldi." sözleri de buna gönderme) İşte halusilasyon şeklinde ortaya çıkmaya başlayan rüya sahnelerinin başladığı nokta da burası, bundan sonra Camilla ile kanepede sevişmeleri, kendisini reddedişi, yönetmenin evindeki partide bulunduğu ortama ve Camilla'ya duyduğu nefret üzerine hayallerle filmde içe doğru genişleyen bir spiral şeklinde rüya sekansına giriliyor. Burada Betty olarak kendini bu dünyanın içinde bulduğu, Rita ile tanışıp herşeyin istediği şekilde kusursuz gittiği bir hayatı görüyor. Aynı zamanda gerçek hayatındaki unsurlar bu rüyalar sırasında çarpıtılmış imgeler olarak ortaya çıkıyor. Kendisine rol vermeyen yönetmen, yönetmenin annesi, suratsız komşusu gibi kişilerle, kara kitap, mavi kutu, para desteleri gibi objeler Lynch'in sinema dehası sayesinde herbiri farklı anlamlarla rüyada ortaya çıkıyor. (Aynı zamanda Persona, Vertigo, Godfather, hatta Pulp Fiction gibi birçok filme göndermeler de var bu sahnelerde) Bu uzun rüyalar Rita'nın kendisini Club Silencio'ya götürdüğü sahne ile son buluyor. Burada rüyanın başladığı noktadaki mavi anahtar kutuyu açan daha futuristik bir anahtar şeklinde Betty'nin çantasında birdenbire ortaya çıkıyor (yine çarpıtılmış bir imge). Anahtarın ortaya çıkışı ve Club Silencio'daki daha önceki sahneler (Sunucunun bu gördüklerinizin hepsi aslında sadece teyp kaydı, hepsi bir ilüzyon diye sürekli tekrarlaması, şarkıcının söylediği ispanyolca şarkı, betty'nin koltuğunda sarsılması,...) kutunun artık açılma zamanı geldiğini, gerçekle yüzleşileceğini gösteriyor. Ve sonra Silenciooo ...

Sağol, taşlar bayağı oturdu yerine. Bir de tırstırcı bir kovboy vardı, hani kaç kere görünüyor anlamadık?
Kovboy yönetmenle onların istediği kızı oynatması için konuşurken "Eğer dediğimi yaparsan beni bir kez daha göreceksin, yapmazsan iki kez daha göreceksin" diyor. Yönetmen sistemin adamı olmayı kabul ettiği ve rolü istedikleri gibi Camilla'ya verdiği için kovboy kendisine bir kez görünüyor (Evindeki parti sahnesinde). Oysa Daine'in bu dünyada başarılı olma şansı yok, nitekim "Uyanma zamanı, güzel kız" diyerek kendisini gerçeğe çağıran da yine kovboy oluyor. Lynch'in yönetmeni kendisini düşünerek mi tasarladığına ise hiç girmeyeyim.

Filmin sonunda Diane'e saldıran iki tonton ihtiyarla, nerde olduğu belli olmayan teyzesi de var.
Diane'in Hollywood'a gelmesi aslında teyzesinin burada oyunculuk geçmişi olması ve öldüğünde evini ona bırakması sayesinde oluyor. Diane parti sahnesinde Kanada'daki dans yarışmasında nasıl birinci olduğunu ve oyunculuğa atılmak istediğini anlatıyor. İki ihtiyarsa muhtemelen bu dans yarışmasının jürisinde (filmin başlangıcındaki dans sahmelerinde de görünüyorlar.) Filmin sonunda kutudan çıkıp ona saldırmaları ise kendinden intikam almaya gelen masum geçmişini simgeliyor.

Filmde bu kadar cinsellik, lezbiyen ilişki olmasının sebebi nedir?Hollywood'un kadına seks objesi olarak bakışını yansıtıyor. Camilla'nın zaten baştan aşağı seksapel kokan havası ile hollywood'da başarılı olması, Diane'in de kendisini aynı şekilde elde etmek istemesi ironiyi de ortaya koyuyor.

Sıkı filmmiş ya!
Evet. Lynch aslında bunu "İkiz Tepeler"i çektiği eski günlerine döndürecek bir dizi olarak tasarlamış. Fakat bir buçuk saatlik pilot bölümünü götürdüğü kanallar "Bu ne ya! Kimse anlamaz bunu." deyince proje ortada kalmış. Daha sonra Studio Canal film olarak tekrar tasarlarsa destek vereceğini söyleyince ortaya bu çıkmış. Lynch'in evreninden bir kesit.
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
[BtG]LoRdArChEr
mesaj Aug 14 2004, 02:16:44 PM
İleti #12


See I am real...
Group Icon

Grup: Kıdemli Üye
İleti: 5,233
Katılım: 12-April 04
Nereden: Silent Hill Cemetery
Üye No.: 803



Benim yorumlama tarzım daha değişikti aslında. Filmi 5 kez izledim hepside gece 0:00 dan sonraydı yüksek konsantrasyon gerektirdiği için. Filmi anlat hadi derseniz inanaın ki anlatmama mümkün değil. Neden derseniz sırasıyla başlarsam karakter isimleri ve olaylar karışmaya başlayacak. Şöyle söyliyeyim. Kilitli mavi kutu ve anahtar aslında gerçeklerin ortaya çıktığı an. Yani kahramanın alt benliği çekilip, üst benliği harekete geçiyor, lakin hastalıklı bir beyin yapısı olduğu için İntihardan kurtulamıyor. Benim fikrim bu yani aslında herşey filmin kahramanının zihninde kurduğu bir dünya ve yıkılınca intihar ediyor.
Saygılarımla

Not: Filmi beğenmediğimi sadece psikolojiye meraklı olduğum için izlediğimi itiraf etmeliyim dostlar.
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
GenghisKhan
mesaj Aug 18 2004, 08:58:34 AM
İleti #13


Member
**

Grup: Üyeler
İleti: 48
Katılım: 18-August 04
Üye No.: 7,218



Belki kizicaksiniz yorumuma yada kendini begenmis diyeceksiniz fakat yazmadan edemicem....
Bazilari filmi seyrederken konuyu kapmak icin cok dusundurebilir, ve bu durumda seyirci bulmaca cozer gibi yada bi dedektif gibi filmin icerigine gomulup degisik hazlar alabilir baska turlu bu filmden cok buyuk zevk alinabilecegine inanmiyorum. Filmi ilk seyrettiginde kafayi yormadan anlayan biri olarak siradan bi film gibi geldi... Zevkler renkler tartisilmaz tabi bu benim yorumum.
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
yoruk
mesaj Oct 9 2004, 05:18:58 PM
İleti #14


Allah bes baki heves...
Group Icon

Grup: Admin
İleti: 14,376
Katılım: 20-April 04
Nereden: Nirvanaya gittim geleceğim.
Üye No.: 1,352



Dün gece 3 arkadas beraberdik. Malum Ramazan yakin Ramazan dan önce bir gece yapalim dedik cheers.gif ;) Neyse saat 12 civarinda Arahanla basladik. Film bitti ordan burdan sohbet ederken hadi Mulholland Drive 'i seyredelim dedik. Ben 3 defa izlemistim. Arkadaslardan birisi 4 defa, birisi ise hiç izlememisti. 1. cd bitti hiç izlemeyen arkadas ne olmus yani hiç de öyle garip bir film degil derken Rita ve Betty Diana 'nin evine girdiler ve ordaki cesedi gördüler. Ve bizim arkadas ordan sonra koptu :lol: Neyse asil benim anlatmak istedigim bu degil. Filmin sonlarindayiz. Bir silah sesi ve her yer duman ve opera sahnesie geri dönüs. Ve son kelime Silencio!! pat elektrikler gitti. Yani o gece orda olacaktiniz arkadaslar. Yasadigimiz soku görmeliydiniz :P Böyle bir zamanlama olamaz :0
Sizlerle paylasayim dedim. Filmi 4. kez izleyisim böyle oldu. rolleyes.gif
Kolay gelsin
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
azizof
mesaj Oct 10 2004, 01:56:13 PM
İleti #15


Kayıtsız









QUOTE
Daha önce yapmış olduğum yorumumdan alıntıdır


user posted image
Mulholland Dr. (2001)

Film Diana Selwyn'in (Naomi Watts) gerçekte yaşadıkları ve hayalinde kurguladıklarından ibarettir.Filmin yaklaşık yüzde doksanı hayalinde geçen kısımlarıdır.David LYNCH senaryoyu öyle bir karışıklıkla izleyiciye sunar ki, izleyen kişinin filmde hangi bölümlerin gerçek, hangilerininde kurmaca olduğunu film sonuna dek anlayamamasını sağlar.
Filmin sırası bozulmuş konusunu düzenleyerek kısaca şöyle ifade edebilirim;
Diane Selwyn'in Hollywood'a yıldız olmak amacıyla gelmesi ve yıldız olmak isteyen bir başka kişi Camilla Rhodes (Laura Harring) ile tanışması ile başlar.İkisi bir sitede kirada kalırlar. Zaman ilerledikçe kariyerlerinde ilerlemeler başlar. Bir filme Diana ve Camilla oyuncu adayı olarak gösterilir ve rolü Camilla alır. Bu Diana'nın bu mesleğindeki ilk hayal kırıklığıdır. Camilla ile bu konuda hiç bir zaman tartışmamış ve onu kıskandığını belli etmemiştir. Diana, Camilla'yı Rolü aldığından dolayı suçlamamış, tüm nedenin rolü ona verenlerde görmüştür. Diana bu düşünce ile ilk olarak kendisi ile Camilla arasında oyunculuk farkı olmadığı hatta rolü alması gereken kişinin kendisi olduğunu kabullenir. Bu tip düşüncelerle Diana kendi iç dünyasında huzurlu olmakta ve böyle yaşamaya devam etmektedir.
Camilla'yı mesleki yaşamında kıskanma ve buna göre yaşamayı öğrenmiştir. Ancak Camilla'nın aşk ilişkileride başlamıştır. Diana bu yaşananlar ile Camilla'yı güçlü bir şekilde saplantı haline getirir. Camilla yönetmen Adam Kesher (Justin Theroux) ile birlikte olmaya başlar. Diana yardımcı roldedir ve onların birliktelikleri her zaman gözünün önündedir. Camilla yönetmenin evinde kalmaya başlar ve sonunda da kiradan ayrılıp yönetmenin evine taşınır. Diana'nın rahatsızlığı bundan sonra ciddileşmeye başlar.Evinde sürekli hayaller kurar. Bu günlerde Camilla O'nu Mulholland yolundaki yönetmenin Villasına partiye davet eder.

Diana'nın bu partiye gidiş yolundan, partiye gitmeden evvel Camilla'nın yolda o'na hazırladığı süprize, partide tanıştıkları ve karşılaştıklarına ve en son yönetmen ile Camillanın evlilik kararlarının ilanına kadar tüm yaşadıkları filmde yüzde doksanı oluşturan Diana'nın kurmacasında kullanılır. Diana bu kurmacayı evine kapandığında düşler. Film Diana'nın tam bir şizofreni hastası olması ve kurmacasındaki, kendisi ile çatışmaları sonucunda intihar etmesi ile biter...

user posted image

Filmin konusu kabaca böyle anlatılabilirdi. Ancak ben Lynch'in tekniği konusunda filmi beğendim. Çünkü olayları anlatırken bir insan psikolojisini beyaz perdeye ancak bu kadar yansıtılabilir. Film hakkında bir çok senaryo çıkartılabilir ancak bu tespitlerde bulunurken Diana'nın düşleri ve yaşadıkları arasında bağlantıların bulunması gerektiğine inanıyorum. Bundan farklı bir biçimde, mesela film başında ki kazanın gerçekte yaşandığı düşünülürse yanlış tespit olacaktır. Konu bu kazaya gelmişken benim bu konudaki yorumum şöyle;

Camilla, Diana'yı partiye davet eder. O'na bir limuzin gönderir ve Diana Mulholland yoluna gelir. Şöför aracı durdurur. Diana şöföre neden durduk gibi birşey sorar;
bir kaç saniye sonra bunun Camillanın hazırladığı bir süpriz olduğu anlaşılır.Camilla villaya gidecek bir patikadan Diana ile ilerlerler.
user posted image

Diana bu gerçekte yaşadığı olayı kurmacasında Camillanın hafızasını kaybetmesini sağlayacak bir kazaya çevirir. Kaza öncesi Camilla'nın şöförle olan diyaloğuna dikkat ettiyseniz Diana'nın araç durduğunda kullandığı cümlenin aynısını söylediğini hatırlamışsınızdır.

Bu soru sonrası öldürülmek üzereyken bir mucize eseri kaza meydana gelir ve Camilla kurtulur. Böylelikle iç dünyasında Camilla hiç bir şeyi hatırlamayacak ve Diana ona yardımcı olacaktır. Camilla'ya Rita ismini yakıştırır. Kendisine ise Betty. (bu isimleri seçmesinde ki nedenlere daha sonra değinebilirim) Rita'nın yardıma ihtiyacı olduğu filmde vurgulanmaktadır. Betty burada devreye girerek Rita'yı korur.
Böylece Diana gerçek hayatta Camilla'ya muhtaçken hayalinde bu eksikliği tamamlamaya çalışır. Diana kendisini sadece Betty olarak hayal etmemektedir. Hayalinde kurguladığı tüm karakterlerde kendine bir çıkış yolu aramaktadır ( Her şeyin bu kurmaca içinde çözüleceğine inanır)
Kısaca bu konu hakkında, film başındaki kaza sahnesi ile sondaki yolculuğun önceliklerinin değiştirilmesinden başka bir şey değildir.
Diana gerçekte yaşadığı bir anda karşısındaki kişiyi daha sonra kurmacasına nasıl soktuğunu son bir örnek verdikten sonra yorumumu tamamlamak istiyorum.
Film başlarında yönetmen (Adam Kesher) ve yapımcı arasında geçen sert bir tartışma sahnesiydi. (Yönetmen ısrarla seçtiği oyuncunun filmde rol almasını istiyordu, ancak yapımcı bunun kesinlikle olmayacağını hatta oyuncunun kim olacağına karar verdiğini, o olması gerektiğini söylediği sahne)
Buradaki yapımcının içtiği espresso sahnesi ile finale doğru partide Camilla'nın evleneceğini duyduğu andaki sahneye dikkat edin. Aynı adam Diana karşısındadır. Diana yemekte yada içmekte olduğu ne varsa orada kusmak veya orayı terketmek istemiştir. Ancak bunu gerçekte yapmamakla beraber bunu kurmacasında yapımcıya yaptırmıştır.
Benim bir izleyici gözü ile tespitlerim bu kadardır. Yönetmenin filmde kullandığı teknikler hoşuma gitti demiştim ama ilk öncelikte izlediğim filmi anlamam gerekliydi. Burada filmden ne anladığımı yazdım. yönetmen hakkında ve film detaylarına daha fazla bilgi almak isteyenler aşağıdaki linkle başlayabilirler.
Saygılar.



http://www.sinefil.org/yazilar/yazi.php?id=110

Bu ileti azizof tarafından Oct 10 2004, 01:58:00 PM yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
+Quote Post
5 Sayfa V  1 2 3 > » 
Konuya Cevap EkleYeni Konu Baslat
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



rss Basit Görünüm Şuan: 25th July 2014 - 05:38:34 AM