left DivX Sinema Forum logo_right

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )

Sinema Filmleri

Orhan Pamuk ve kitapları...

4 Sayfa V  1 2 3 > »   
Konuya Cevap EkleYeni Konu Baslat
left > Orhan Pamuk ve kitapları..., Bu başlıkta tartışalım okuduklarımızı... seperator Ayarlar V right
umudovski
mesaj Oct 13 2006, 11:29:03 PM
İleti #1


Avukat
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 20,631
Katılım: 13-January 05
Üye No.: 21,548



forum resmi

Arkadaşlar Orhan Pamuk'un ödül başlığında hep tartışma çıktı ve bu tartışmalar içerisinde kitapları üzerine de sözler söylendi... Madem bir yazarımız büyük bir ödül kazandı onun kitaplarını tartışalım bu başlık altında.

Ödül alma nedeni açıklandı Nobel kurulu tarafından; "Pamuk’un, yaşadığı kentin melankolik ruhunu arayışında, kültürlerin çatışması ve birleşmesinde yeni semboller bulduğu...". Kurulun açıklaması bu yönde.

Pamuk kitaplarında İstanbul hayatını anlatmıştır diyebiliriz öncelikle. Kendisi İstanbul'un eski ailelerinden birisine mensuptur. Kitaplarında bunun yansımasını her zaman görebiliriz. Ancak son kitapları ile (Kar, Yeni Hayat kitapları mesela) artık İstanbul'dan çıkıp şehirleri gezmeye başlamıştır. Yaşamının büyük kısmını İstanbul'da geçiren Orhan Pamuk 1952 yılında İstanbul'da doğdu. Ortaöğrenimini Robert Koleji'nde bitirdi. Bir süre İstanbul Teknik Üniversitesi'ne devam etti, daha sonra girdiği İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Yüksekokulu'ndan 1977 yılında mezun oldu. Orhan Pamuk, Nişantaşı semtinde büyüdü. 1985-1988 yılları arasında Iowa Üniversitesi tarafından verilen International Writing Program (IWP) kursuna katıldı. Amacı dünyanın değişik bölgelerinden gelen ve gelecek vaat eden yazarların Amerikan hayatını tanımaları ve kitaplarını yazabilecek güzel bir ortama kavuşmaları olan kurs sonrasında kendi deyimiyle "hayatı değişti". İlk kitabından itibaren yurtiçinde ve yurtdışında ödüller aldı. Kitapları hem çok sattı hem de edebi açıdan olumlu tepkiler aldı.

İşte Orhan Pamuk kitapları;

Pamuk postmodern Türk romancılığının ülkemizdeki en önemli temsilcilerinden birisidir. Yazarlık deneyimine 1974 yılında başlayan Pamuk, ilk romanı Cevdet Bey ve Oğulları ile Milliyet Roman Yarışması ile Orhan Kemal Roman Yarışmasında birincilik ödülü aldı. Bu kitabında Orhan Pamuk Nişantaşı'nda yaşayan bir ailenin üç kuşak boyunca yaşadıklarını bir tarihsel kurgu içerisinde ele aldı. Tüccar Cevdet Bey'den başlayarak torunlarına uzanan üç kuşağın yaşadıkları, batılılaşma gayretleri, İstanbul yaşamı... Nişantaşı'nın burjuvazi bir ailesinin düşünceleri, yaşam biçimi romanda değerlendirilmiştir.

Yazarın ikinci kitabı Sessiz Ev ismini taşıyor. Sessiz Ev dikkatli okunduğunda Cevdet Bey ve Oğulları romanının bir devamı olarak görülebilir. Bu roman 1984 yılında yayınlandı. Ve Madaralı Roman ödülünü kazandı. 3 kardeşin yaz tatilleri için gittiği Gebze'deki babaannelerinin yanında onunla yaşadıkları olaylar bir zincir şeklinde anlatılır. Kitaptaki olayların akışı Cevdet Bey ve Oğulları ile örtüşmektedir. Yine bir postmodern toplum yapısı çizen Pamuk bu kitabında da bir ailenin yaşamını ve düşüncelerini kendine özgü melankolik üslubuyla anlattı. Kitap ayrıca Fransızca tercümesi ile 1991 yılında Prix de la Découverte Européenne ödülüne hak kazandı.

Pamuk'un tarihi romancılığa ve Benim Adım Kırmızı kitabına adımı sayılan ilk tarihi romanı Beyaz Kale ile geniş bir okuyucu kitlesine ulaştı. Osmanlı döneminde geçen kitapta 17. yüzyılda esir alınan bir Venedikli ile bir Osmanlı asilzadesinin arasındaki ilişkiler çok iyi bir kurgu ile anlatılır. Roman Türkiye'de olduğu gibi Avrupa'da da Pamuk romancılığının duyulmasını sağladı. Kitap taşıdığı tarihsel ve bilimsel incelemeleri ile de önemli bir adım atmıştır Orhan Pamuk'un romancılığında. Bu kitabıyla Pamuk, İngiltere'de verilen ve saygın bir ödül olan Independent Yabancı Roman Ödülü'nü kazandı.

Ve yazarın en önemli ve ünlü kitabı kabul edilen Kara Kitap 1990 yılında çıktı. Kitap Türkiye ve dünyada büyük ses getirdi. Kitabın gerek kurgusu gerekse konu anlatımı Orhan Pamuk romancılığında yeni bir boyut açtı. Postmodern romancılığı tarihsel romancılıkla kaynaştırmaya çalışan Pamuk kitabında İstanbul'a yer verdi yine. Şehirde yaşanan olayları kendi olay örgüsüyle dile getiren Pamuk bu romanı üzerine inceleme kitapları da yazıldı. Roman bugün bile yazın alanında birçok romanı arasında ayrı bir noktada tutulmaktadır.

Yazarın Kara Kitap'tan esinlenerek yola çıktığı Gizli Yüz adlı senaryosu 1992 yılında yayınlandı. Bu senaryo 1991 yılında filme de alındı. Yönetmenliğini değerli yönetmenimiz rahmetli Ömer Kavur'un yaptığı film 28. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde En İyi Film, En İyi Senaryo (Orhan Pamuk), En İyi Erkek Oyuncu (Fikret Kuşkan), En İyi Özgün Müzik (Cahit Berkay), En İyi Kurgu (Mevlüt Koçak) dalında ödüller aldı. Ayrıca 4. Ankara Film Festivali'nde de En İyi Yönetmen (Ömer Kavur) ödülünü kazandı. Bu kitabında da Pamuk İstanbul'un gece hayatını, bir kadın, bir fotoğrafçı ve bir saat tamircisi arasında kurgulamıştır. Fotoğraflarda bir yüz arayan kadının yaşadıkları başarılı bir kurguyla okuyucuya yansıtılmaktadır.

Orhan Pamuk'un en çok popüler olan ve onu en tanınmış yazarlar kategorisine sokan kitabı şüphe yok ki 1995 yılında basımı yapılan Yeni Hayat'tır. (Yeni Hayat, korsan kitapçılığında miladı olarak kabul edilir). Bir kitap okudum bütün hayatım değişti cümlesi ile başlayan kitap Pamuk romancılığında farklı bir boyutu da ortaya çıkardı. Romanı okuyanların otobüslere atlayıp gece yolculukları yaptığı iddia edildi. Korsan baskısının sayısı kimse tarafından bilinemedi. Türkiye'nin en çok satan kitapları arasına girdi. Yeni Hayat gerçek bir postmodern roman olarak gösterilmektedir. (Ben yine de çok sevemedim bu romanı. Popüler kitaplara uyuz oluyorum belki bundandır).

Yazarın 1998 yılında çıkan kitabı Benim Adım Kırmızı adını taşımaktadır. Beyaz Kale gibi bir tarihi-polisiye roman özelliği taşıyan roman büyük ses getirdi. Kitabın kurgusu ve kahramanlarının yaşadığı olayları anlatımdaki başarı Orhan Pamuk’un kitapları arasında ayrı bir yer kazandı. Yazar kitabında Osmanlı Hat sanatının inceliklerine de yer verdi. Tarihsel romancılıkta kendi rüştünü ispatlayan Pamuk bu kitabıyla Fransa’nın Prix du Meilleur Livre Etranger ödülü ile İtalya’nın Premio rinzane Cavour ödülü ile İrlanda'nın ünlü International IMPAC Dublin Literary Award ödüllerini kazandı. Kitabın anlatıcılarındaki değişiklik başarıyla yansıtılmıştır.

Orhan Pamuk’un Kar isimli kitabı 2002 yılında yayınlandı. Bu romanında Pamuk İstanbul dışına adım attı ve kitabında Doğu illerine yer verdi. Kar kitabı, Pamuk’un politik bir romanı olarak tanımlanmaktadır. Romanı bu nedenle ülkemizde fazla ses getirmedi. Ancak Amerika’da 2004 yılının en iyi 10 kitabı arasında gösterildi. Kitap, Fransa’nın Prix Medicis Etranger ödülünü kazandı.

Pamuk’un son kitabı ise bir anı kitap özelliğini taşıyor. İstanbul (Hatıralar ve Şehir) kitabı ile Pamuk yine sevdalısı olduğu İstanbul’una döndü ve çocukluğunda yaşadıklarını akıcı bir dille anlattı. Bu kitabı 2003 yılında yayınlandı.

Yazarın ayrıca Öteki Renkler isimli söyleşi ve yazılarını içeren ve 1999 yılında ilk baskısı yapılan bir kitabı daha bulunmaktadır.

Yazarın hemen hemen bütün kitapları İngilizce, Fransızca ve Almanca‘ya çevrildi. Yurtdışında sayısız ödül aldı. En son Nobel edebiyat ödülü alarak ününü perçinleyen ve Türk edebiyatının kapılarını Avrupa’ya açan Pamuk bir kız babası.

Orhan Pamuk, kitaplarını daktilo kullanmadan yani el yazısı ile yazmakta ve bir romanı için yaklaşık 3 ila 5 yıl arası uğraşmaktadır.


Pamuk'un kitapları önce İletişim Yayınevi tarafından basılmış (Gizli Yüz ilk defa Can Yayınevi tarafından basılmıştır) daha sonra Yapı Kredi Yayınları tarafından tüm kitaplarının yeni baskıları çıkarılmıştır.



ÖNEMLİ NOT;

Arkadaşlar tek ricam bu başlıkta Orhan Pamuk'un kitapları üzerine yazmanız. Lütfen Nobel ve söylemiş olduğu sözler ile ilgili şeyler yazmayınız. Nobel alması ile ilgili söylemek istediklerinizi buradaki başlık altından devam ettirmeniz beni çok mutlu edecektir.



Derleme ve inceleme; umudovski

Bu ileti umudovski tarafından Oct 13 2006, 11:43:23 PM yeniden düzenlenmiştir.
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
Flaneur
mesaj Oct 13 2006, 11:48:22 PM
İleti #2


Member
**

Grup: Üyeler
İleti: 261
Katılım: 20-June 04
Üye No.: 3,983



Aslında ne tartışacak ne de fikir belirtecek istek var içimde Orhan Pamuk ile ilgili, ama gene de her ne kadar kendisinden zerre zerre hazzetmesem de Atılgan Bayar tarafından yazılan, ve Orhan Pamuk 'u yabancı bir metinden okumadığım için fikir belirtemediğim ama bana ilginç gelen yazıyı buraya almak istedim. Siyasi tarafını diğer başlıkta tartışıyoruz zaten, yazıyı bölmek istemediğim için o kısımları çıkarmadım ama esas dikkatimi çeken eserler ile ilgili görüşleri.




""" Mutlu Nobeller Orhan Pamuk

Orhan Pamuk bir edebiyat mucizesidir. Sözdizimi (syntax’ı) İngilizce, kelimeleri Türkçe bir edebiyat yaratabilmiştir.

Ancak yalnızca Ermeni meselesi hakkındaki açıklamalarına bakılarak bu ödülün verildiğini düşünürsek yanılırız.

Memleket sathında, Nobel alabilmek için Pamuk’un politik sözlerinin fersah fersah fevkinde sözler sarfetmeye hazır onlarca yazar olduğunu unutmayalım.

Pamuk bir edebiyat mucizesi yaratmıştır.

Dünyada, çevirisi orjinalinden daha iyi olan romanlar var mıdır?

Vardır:
Orhan Pamuk romanları.

Yalnızca, biri bile değil, bütün romanlarının çevirisi, anadilinden daha iyidir.

Çünkü, Pamuk yazarken Türk okurunu değil, dünya okurunu hedef almıştır. Dolayısıyla, sentaksı, yani söz dizini, hatta yer yer daha da ileri giderek grameri İngilizce, ama kelimeleri Türkçe bir edebiyat yaratmıştır.

Türk edebiyatçılarının, Türk yazarlarının, Türk okurlarının isyanı bu yüzdendir.

Onlar, okudukları metinlerdeki kötülüğüne şaşırıp, isyan ederken; Amerikalı editörlerin beğenileri karşısında bu yüzden şaşırdılar.

Sonuç?

Sonuç Nobel Edebiyat Ödülü.

Evet, Orhan Pamuk bu ödülü Türkiye’ye, Türk Tarihi’ne yönelik eleştirileri sayesinde almıştır.

Evet, Ermeni Soykırımı Yasası ile aynı günde almıştır.

Ama bu ödülün, Türkiye kotası içinde Orhan Pamuk’a verilişinin altında bu ‘edebi mucize’ vardır.

Bence de övgüye ve ödüle değerdir. Kızacak bir şey yok.

Pamuk’un kandırdığı Türk okuru değil, Batılı okur ve Nobel Edebiyat Jürisi’dir.

Çünkü İngilizce sentaksa göre dizilmiş Türkçe kelimeler; Türk yazarı olmaya, Türkçe’nin yazarı olmaya maalesef kifayet edememiştir.

Zekayı selamlıyorum:

Pamuk, anadili olmayan bir dünya yazarıdır şimdi! """

User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
umudovski
mesaj Oct 13 2006, 11:58:00 PM
İleti #3


Avukat
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 20,631
Katılım: 13-January 05
Üye No.: 21,548



Pamuk'un kitapları üzerine yapılan eleştirilerden birisi de budur. Ama Pamuk, yine de kullandığı cümleler ile başarılı bir kurgu meydana getirmektedir. Elbette bir kitabın çevirisi iyi olabilir. Ödül de alabilir ama bu Pamuk'u bir Türk romancısı olmaktan çıkarmaz.

Ahmed Arif bir Kürt şairi midir? Hayır! Türkçe yazmıştır. Türk şairidir. Türk şiirinin en iyi 3 şairinden birisidir. Kitap baskısı bugün hiçbir şairin ulaşamayacağı bir noktadadır. (57. Basım, korsan baskıların sayısını katmıyorum bile). Orhan Pamuk Türkçe yazmaktadır kitaplarını. Ben Türkçe okuyorum. Siz de öyle okuyorsunuz. Kitaplarındaki kurgu gerçekten güzel. Sessiz Ev'i okuduğumda Pamuk daha yeni bir romancı sayılırdı. Ve Kara Kitap piyasaya çıkalı 3-4 yıl olmuştu. O zamanlar ödüller kazanırken neredeydi bu eleştirmenler? Bugün yapılan eleştirilerin altında Pamuk'un söylediği sözler de bulunmakta elbette. Ama Pamuk'un romancılığı üzerine eleştiri yapanlar bile romanlarını başarılı kabul ediyorlar. Bu bilinen bir gerçek...

Pamuk romancılığı eleştirilere maruz kaldı ama kitaplarının ulaştığı nokta hafife alınacak cinsten değildir. wink.gif

Saygılar...

edit: Silinen iletinin alıntısı çıkarıldı...

Bu ileti NeOttoman tarafından Oct 20 2006, 08:15:56 PM yeniden düzenlenmiştir.
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
neckar
mesaj Oct 14 2006, 12:06:39 AM
İleti #4


Member
**

Grup: Üyeler
İleti: 342
Katılım: 4-September 05
Üye No.: 26,009



Ben de pek çoğumuz gibi Orhan Pamuk'u Yeni Hayat adlı romanı ile tanıdım. Yeni Hayat çok popüler olsa da ben de önemli bir etki yaratmadı. Anca Sessiz Ev, Cevdet Bey ve Oğulları ve özellikle Kar romanı hem kurgusal teknikleri hemde bir dili ustalıkla kullanması ile etkiledi. Özellikle Kar romanı benim açımdan Türk romacılık tarihinde önemli bir noktadır. Biraz Kafkavari olan bu ramonı en iyi olarak görürürüm.
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
Flaneur
mesaj Oct 14 2006, 12:11:24 AM
İleti #5


Member
**

Grup: Üyeler
İleti: 261
Katılım: 20-June 04
Üye No.: 3,983



Eleştiri aslında lisan konusunda değil bence, Orhan Pamuk 'un Türkçe yazdığı ama Türkçe düşünmediği yönünde bu eleştiri. Ama yabancı metinden okuma imkanım olmadı, aslında bunu kendim görmek isterdim, şu anki fikrimi sorarsanız bana da biraz zorlama bir eleştiri gibi geliyor. Kurgu konusundaysa Orhan Pamuk gerçekten iyidir, anlatımı pek lezzetli gelmez bana ama kendisini okutur.

Diğer taraftan şiir konusuna gelirsek, zaten şiirlerde öyle düşünüp böyle yazmak gibi birşey söz konusu olamaz, şiir çevrilemeyecek, daha doğrusu çevirilince tadını yitirecek bir yazımdır. Bu konuda bir istisna olarak Can Yücel 'in çevirilerini verebiliriz sanırım. Kendisi - eğer yanlış hatırlamıyorsam - Shakespeare 'in sonelerini mükemmel çevirmiştir.

Bu ileti Flaneur tarafından Oct 14 2006, 12:12:43 AM yeniden düzenlenmiştir.
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
umudovski
mesaj Oct 14 2006, 12:16:13 AM
İleti #6


Avukat
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 20,631
Katılım: 13-January 05
Üye No.: 21,548



QUOTE(Flaneur @ Oct 14 2006, 01:11:24 AM) *

Eleştiri aslında lisan konusunda değil bence, Orhan Pamuk 'un Türkçe yazdığı ama Türkçe düşünmediği yönünde bu eleştiri. Ama yabancı metinden okuma imkanım olmadı, aslında bunu kendim görmek isterdim, şu anki fikrimi sorarsanız bana da biraz zorlama bir eleştiri gibi geliyor. Kurgu konusundaysa Orhan Pamuk gerçekten iyidir, anlatımı pek lezzetli gelmez bana ama kendisini okutur.



Ben de sözlerimi lisan konusunda yapmadım zaten dostum. smile.gif Türkçe düşünmediği eleştirisine katılmıyorum. Ha Orhan Pamuk muhteşem bir yazardır demiyorum. Elbette kitaplarında hataları vardır ama yazarın kitaplarını yazarken Türkçe de düşündüğüne inanıyorum. Ve eleştiri yapanların kitaplarını ya okumadıklarını ya da anlamak istedikleri şekilde okuduklarını görüyorum.

Saygılar...
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
skyser
mesaj Oct 14 2006, 01:17:59 AM
İleti #7


Master
Group Icon

Grup: Banned
İleti: 2,327
Katılım: 10-September 04
Üye No.: 8,942



Ben kendimi edebiyet eleştirisi yapabilecek kadar yetkin görmüyorum. Ancak çok beğendiğim bir yazıyı burada alıntı olarak vermek istiyorum. (Diğer başlıkta gözden kaçtığını düşünüyorum) Bu yazıda temel olarak Pamuk'un edebiyatçı yönü ele alınıyor.
QUOTE

Orhan Pamuk kimin için yazıyor(muş) - Ergin Yıldızoğlu
14 Eylül 2006

Orhan Pamuk 'International Herald Tribune'ün 28.07.2006 tarihli sayısında yayımlanan 'Kimin İçin Yazıyorum' başlıklı denemesinde kimler için yazdığını anlatıyor.
Bu yazı bir düş kırıklığının ürünü; Türkiye'nin dünyada en çok tanınan romancısının, kendi etkinliğine ilişkin bakış açısını sergilediği denemesini okuyunca oluşan bir düş kırıklığının... Her sanatçının kendi alanının kuramsal düzeyinin bilincinde, bilgisinde olması beklenemez. Kimi sanatçılar da, -100. doğum yılını yaşadığımız, Samuel Beckett bunlara bir örnektir,- alanının hemen tüm kuramsal bilgisine sahip olduğu halde üzerine konuşmaz, hatta yapıtlarında, kuramcılarla dalga geçer, sürekli onları "ters köşeye yatırmaktan" zevk alır. Ama bir sanatçının, hele dünyaca "ünlü" bir romancımızın, bu kuram alanını doğrudan kesen bir yazıyla dünya kamuoyunun karşısına çıkması halinde, ününe uygun bir düzey sergilemesini de beklemek sanırım hakkımızdır.

Düş kırıklığım, Orhan Pamuk'un International Herald Tribune'de yayımlanan "Kimin için yazıyorum" başlıklı denemesinde dile getirdiği kaygılardan, kendini açıklama çabasından, bu arada karşımıza çıkan görüntüden kaynaklanıyor. (http://www.iht.com/articles/2006/07/28/opinion/edpamuk.php).

-I-
Düş kırıklığımın nedenlerini, çapını gösterebilmek için, önce, o denemenin içindeki temel savları, okuma şansı olmayanları da düşünerek, aktarmaya çalışacağım.

Pamuk denemesine, okuyucu ve gazetecilerin (eleştirmenlerin) kendisine 30 yıldır, "şüpheci ve yukarıdan bakan" bir eda ile sordukları bir sorudan yakınarak başlıyor: "Kimin için yazıyorsun?". Pamuk, okuyucu ve gazetecinin arkasından, bu kez kendi ülkesinin bir kuşağını, ait olması gereken ama belli ki ait olamadığı 70'ler kuşağını suçlayarak, adeta dışarıdaki okuyuculara, "bakın ben nelere katlandım" dercesine, devam ediyor. Pamuk'a göre, o 1970'lerde romancı olmaya karar verdiği sırada Türkiye'de, "bizim gibi yoksul, modernite öncesi sorunlarla boğuşan, bir ülkede"... "sanat ve edebiyatın lüks" olduğunu savunan bir görüş egemenmiş. Daha sonraki yıllarda kendisine "kimin için yazıyorsun" diye sorulduğunda "eğer bu soruya toplumun en yoksul ve ezilmiş kesimi için yazıyorum diye cevap vermezsem, Türkiye'nin toprak ağalarına ve burjuvazisine hizmet etmekle suçlanacaktım" diyor. Bu okuma-yazması bile neredeyse hiç olmayan bir kesim için yazmak anlamına gelirmiş Pamuk'a göre; boş nahif bir çaba olurmuş...

Daha sonra, özellikle geçtiğimiz 10 yıl içinde Pamuk'un "giderek sayıları artan sorgulayıcıları" sorularını, "Türkçe yazıyorsun, öyleyse Türkler için mi yazıyorsun, yoksa çevirmenler aracılığıyla ulaştığın daha geniş bir okuyucu için mi" biçiminde biraz daha ayrıntılandırmışlar.

Bu saptamanın arkasından, bize romanın doğuş ve yükselişine ilişkin kısa bir seminer veren Pamuk, Balzac, Dickens, Dostoyevski ve Tolstoy'un yükselmekte olan orta sınıflar için yazmış olduklarını anımsatıyor. Ancak bu gün, son 30 yıldaki, küresel medya vb. alanındaki gelişmelerin ışığında, romancı artık küresel bir okuyucu için yazmaya başlamış. Pamuk'a göre yazarlar "ideal bir okuyucu, sevdikleri, kendileri için yazarlar ya da hiç kimse için yazmazlar" diyor ve ekliyor "bunların hepsi de doğrudur". Ama, bugün edebiyat yazarları, giderek daha fazla kendilerini okuyanlar, hatta giderek daha az ülkelerindeki ulusalcı çoğunluklar (bunlar onu okumazlarmış) için, daha çok dünyada kendisini okuyan ufak bir edebi azınlık için yazıyorlarmış. Yazarın özgünlüğü, kalbini dünyaya açması kadar, içinde yaşadığı dünyayı anlayabilmesine de dayanıyormuş.

-II-
Anladığım kadarıyla, bir sanatçı romancı olarak Pamuk, sanatının gerekliliğini, neden ürettiğini açıklamak yerine, daha çok okuyucusuyla, diğer bir deyişle tüketicisiyle, müşterisiyle ilgileniyor. Küresel medyanın varlığına ilişkin anımsatmaları, "beni okuyanlar için yazıyorum" saptamaları da Pamuk'un en geniş müşteriye ulaşmaya özellikle dikkat ettiğini gösteriyor. Bu çok kaygı verici bir durum. Belki de sanat ile metalaşma süreci arasındaki gerginliğe ilişkin tartışmaları (Kant, Adorno, Burger), bir an için unutarak bu kaygıyı bastırabilirdik, eğer Pamuk müşterisiyle bu kadar meşgul olmak yerine sanatının gerekliliği için de bir şeyler söyleseydi...

YANLIŞ BİR SORU...
Ancak bunu yapmadığı için Pamuk, daha baştan yanlış bir soruyla başlıyor denemesine. Edebiyat çabası açısından önemli olan, "kimin için yazıyorsun?", değil, "niye ve de neden yazdığın biçimde yazıyorsun?" sorunudur. Bu bağlamda, bu önemli soru, daha doğru bir biçimde, örneğin Blanchot'ya atıfla, "sen içindeki hangi ağrıya biçim vermeye çalışıyorsun?" Ya da "senin derdin ne?" diye de sorulabilir. Ya da Lacan'dan hareketle, daha "sinsi" bir biçimde, "Sen bu romanı yazıyorsun, iyi ama, kimin seni bu romanı yazarken görmesi için yazıyorsun?" diye sorarak bir başka boyuta da geçmeye çalışabiliriz.
Eğer bu soruları sorarsak, "okuma yazmasını bile bilmeyen emekçiler ve yoksullar için mi yazacaktım?" gibi kaprisli bir saçmalıktan da kurtulabiliriz. Çünkü o zaman, sorun yoksullar ve ezilmişler için (!) yazmaktan çıkar, yoksulluğun ve ezilmişliğin, bizde, biz bunun bir parçası olduğumuz, ya da gözlemcisi olarak katıldığımız için, yarattığı gerginliği, iç huzursuzluğunu, itiraz, isyan duygusunu, bu duygudan hareketle eyleme geçmeye kalktığımızda da karşımıza dikilen engellerin yarattığı iç ağrısını dile getirmekle ilgili bir soruna dönüşür.

Alain Badiou Symptom dergisinin Bahar 2006 sayısında yayımlanan "Art's Imperative" (Sanatın Yasası) seminerine, "Sanat alanında gerçekten gerekli olan bir şey varsa, bu başarılı olmak yasası, bir başarının öyküsü değil midir?" diye sorarak başlıyor. Ve devam ediyor, "Birçok insan sizin adınızı biliyor, konuşmalarda adınız geçiyor, ürünlerinizi satın alıyor, zengin ve meşhur oluyorsunuz. Önemli olan bu değil mi?". "Değil" diye cevap veriyor Badiou ve Rimbaud ve Kafka'yı veriyor örnek olarak. Biri Fransız şiirini tümüyle değiştirdi, ama kimsenin adını bilmediği biri olarak öldü. Öbürüyse, hiçbir hikâyesini gerçek anlamda bitiremedi. Badiou diyor ki, öyleyse başka bir şey olmalı... Önemi olan üretmeden duramamak, tüm olanaksızlıklara karşı üretmeye devam etmek ve söylenemeyeni söylemek.

Kısaca özetlersem bu "söylenemeyeni söylemek" savını, Badiou Varlık (Being) (varlık mutlak, anlamda çokluktur/ ayrışmamış- multitude) ve olgular alanında (teklik) olarak bize görünmesi bağlamında irdeliyor. Bu görünme, var olma (existence) her zaman bir yoğunluk, derece sorunudur. Varlığın kimi unsurları çok şiddetle varolurlar, görüntüler alanına çıkarlar (maksimumda var olurlar), kimilerinin varoluşları çok zayıftır (minimum da var olurlar), adeta algılanamazlar. Örneğin proletarya vardır, ama çoğu kez olgular alanında, siyasi düzlemde algılanabilecek güçte bir varoluş sergileyemez. Benzer bir saptamayı sömürü için de söyleyebiliriz. Sanatçı ise bu var olan ama iz bırakamayanı, ya da izi çok soluk, belli belirsiz olanı konu edinir.

Badiou'ya rağmen, Lacan'a başvurur ve Varlık (Being) ile Gerçek (Réel), olgular/ görüntüler alanıyla realite (tutarlılık vaat eden sembolik evren-ideolojik yapıntı) arasında bir parallelik kurarsak, sanırım, Varlığın kimi unsurlarının, realite, sembolik evren içinde yer alamadığını, anlamlandırılamadıklarını, çünkü verili anlamlar sisteminin buna izin vermediğini, diğer bir deyişle bastırılarak egemen anlam dünyasının dışına atıldığını söyleyebiliriz. Dışına atılırlar, çünkü bunlar sembolik dünyanın tutarlılığını tehdit ederler, geçiciliğini, hatta olanaksızlığını gösterirler içinde yaşayanlara, dolayısıyla verili iktidar ilişkilerini sorgulamış olurlar.

SANATÇININ KAYGISI

Sanatçı işte bu bastırılanı, realitenin tutarlılık iddiasını tehdit edeni ifade etmek, buna bu anlamlar dünyasında ifade edilebilecek bir biçim, yeni bir biçim bulmakla yükümlüdür. Kaygısı budur, bunu şimdi kim satın alacak, kabul edecek vb... değil.

Bu nedenle, sorun, yoksullar, ezilmişler için yazmak, okuma yazma bilmeyenler için yazmak değil, bunların toplum içindeki varlığını görmezden gelenlere, bunların bıraktığı izi göstermek için yazılır[1], Daha da önemlisi bu "izi" duyumsayan biri olarak, bunu paylaşamamanın getirdiği ağrıyı aşmak için, bir biçim bulma çabasının ürünü olarak yapıt ortaya çıkar. Verili anlam dünyası buna izin vermediği için de yapıt amacına hiçbir zaman ulaşamaz. Ama bu varlığı ile verili anlamlar dünyası arasında yarattığı fark (aralık- çatlak) aslında onun başarısı ve işlevidir.

Tam bu noktada Donald Kuspit'in sanat ve "estetik yöneticilik" (aesthetic management) ayrımının cazibesine kapılmamak elde değil[2 ]. Sanat ürünü realiteye karşı durur, onun bütünlüğünü, istikrarını tehdit eder. Estetik yöneticilik ise, toplumda medya tarafından genelleştirilen, en düşük ortak paydada toplanan beğeni/haz verici biçimlerden, aldığı parçalara, "yükselen değerlere" uygun, dolayısıyla realite içinde benimsenecek, kolaylıkla metalaşarak satın alınabilecek bir ürün yaratır. Pamuk'un Kar kitabını okurken, Donald Kuspit'in bu ayrımının sık sık aklıma geldiğini de burada itiraf etmek isterim.

-III-
Pamuk, denemesinin sonuna doğru, özgünlük (otantiklik) konusuna değinirken de sorunu yanlış (daha doğrusu tehlikesinden arındırarak) koyuyor. Yukarıda özetlediğim paradigma içinde baktığımızda, özgünlüğün kendi anadilini konuşmakla ilgili bir sorun olmadığı hemen anlaşılabilir. Zaten, ulusal edebiyatın içselleştirilmiş kalıplarından kurtularak yeni biçimler yaratabilmek için başka bir dili benimseyen yazarlar da var. Aklıma, hemen, İrlanda edebiyat geleneğinin hâkimiyetinden (sembolik dünyasından) kurtularak yaratıcı olabilmek için Fransızca yazan Beckett[3] geliyor. Beckett, Fransızcanın biçimsel olanaklarından faydalanmaya çalışıyordu. Beckett'in bu yapıtları büyük bir dikkatle ve titizlikle İngilizceye, kimi zaman bizzat kendisi tarafından çevrildi.

ÖZGÜNLÜĞÜN İKİ BOYUTU
Bu yüzden, "özgünlük" kullanılan dille ilgili bir sorun değil. Sanırım iki boyutu var özgünlüğün. Birincisi yazarın içindeki ağrıyla ilişkiye geçerken, hiç tavizsiz bir samimiyet ve dürüstlük içinde olmasıyla ilgili. İkincisi de yukarıda değindiğim gibi, ağrıya neden olan "izi" görünür kılmak, söylenemeyeni söyleyebilmek için gerçekten yeni bir biçim yaratabilmesiyle...

Özgün olmak, yazarın içinde yaşadığı dünyayı anlamış olmasıyla da ilgili ama bu ikincil bir nokta. Ancak Pamuk'un denemesini okurken, açıkçası bu konuda da şüpheye düşmedim değil. Birincisi Pamuk'un dünyası belli ki Batı ve Batılı olmayanlardan oluşan bir dünya. Ama bu Batı ile Batılı olmayan arasındaki ilişki adeta "nötr", sorunsuz, egemenlik ve bağımlılık içermeyen bir ilişki, Batılı olmayan ülkelerin devletleri kriz içinde, ulusal kimliklerine ilişkin bir kimlik krizi de söz konusu, tarihlerindeki kara lekelerle yüzleşmekten kaçınıyorlar. Bu ikilemde, Pamuk'un neyi arzu ettiğini, neyi olumladığını fazlaca kurcalamaya gerek yok sanırım. Pamuk kendi, ulusal sınırlarını, ülkesindeki ulusalcı çoğunluğu oluşturan okuyucu kitlesini çoktan aşmış bir yazar olduğuna inanıyor (kitaplarım 40'tan fazla dile çevrildi...). Bu nedenle de dünyada (ama bu daha çok Batı oluyor ister istemez) kendisini okuyan edebi bir azınlık için yazıyor. Sizi bilmem ama ben bu edebi azınlığın oluşturduğu tüketici kitlesinin içerdeki ulusalcı ve de Türk Lirası cinsiden harcama yapan çoğunluğun tüketim kapasitesinden çok daha geniş bir Pazar oluşturduğundan da şüphelenmiyor değilim.

Bence Pamuk, kendi tanımına göre, özgün olmanın ikinci koşulunu da yerine getiremiyor yazısında: İçinde bulunduğu dünyayı yeterince anlamıyor. Anlatması bana düşmez ama, bu dünya, kapitalizmin ("egemen sermayenin"), dünyanın geri kalanını kendi birikim gereksinimlerine göre siyasi, ekonomik ve en az bunlar kadar önemli olan kültürel düzeyde yeniden şekillendirmekte (küreselleştirmekte) olduğu bir dünyadır. Bu sonuncusu özellikle önemli çünkü ne de olsa "gösteri toplumunda" yaşıyoruz [4 ] ve "imajlar alıp imajlar satıyoruz" [ 5]. Bu dünyada romancının, ressamın vb. hangi imajları ürettiği/yeniden ürettiği, sanatçı olarak mı yoksa estetik yönetici olarak mı işlev yaptığı son derecede önemli, hatta yaşamsal bir siyasi anlam kazanıyor.

Bir başka açıdan koyarsam, uluslararası "egemen sermaye", çevresini kendi bakış açısıyla gören ve şekillendirmesine katkıda bulunan estetik yöneticilere, özellikle çevre ülkelerde, Franz Fanon'un "Siyah Ten Beyaz Maske" dediği karakterle gereksinim duyuyor. Bu "estetik yöneticiler", kendilerini ve toplumlarını egemen sermayenin gözüyle görüyorlar, egemen sermayenin projesiyle, getirdiği estetik biçimlerle, değerlerle uyuşmayan, bu yüzden direniş zemini oluşturabilecek her şeyi kötülüyor, değersizleştirmeye çalışıyor, geri ve modernite öncesi, ilkel olarak yargılıyor, yerlerine egemen sermayenin imajlar dünyasından topladıkları parçalarla oluşturdukları, "aslı olmayan taklitleri" koymaya çalışıyorlar.

KÖTÜ KALPLİ BİR TANRI...
Haksızlık etmek istemem, Pamuk için o bunu yapıyor diyecek kadar köklü bir çalışma yapmadım. Ancak, Kar romanındaki ilkel şair tipi, megaloman ve aptal devrimci, samimi olmayan metalar dünyasına katılmaya hazır dinci radikal karakterleri, romanın her şeyi bilen, gören ama yarattığı karakterlerinden de fena halde nefret eden kötü kalpli bir Tanrı tarafından yazılmış gibi durması beni bu konuda da şüpheye düşürmedi değil [ 6]. Bu romanda, Türkiye karşımıza, Batı'nın bir dönüştürme projesinin nesnesi olarak algıladığı bir ülkenin özellikleriyle, tam da bu algıya uygun, bu algıya haklı çıkaracak, meşruiyetini güçlendirecek bir görüntüyle çıkıyor. Bu noktada da yukarıda II. bölümde Lacan'a atıfla göz önüne aldığımız "Sen bu romanı yazıyorsun, iyi ama, kimin seni bu romanı yazarken görmesi için yazıyorsun?" sorusunun da bir cevabını bulmuş oluyor gibiyiz.
Korkarım, Pamuk içinde yaşadığı dünyayı salt bu günüyle değil, dünüyle de yeterince anlayamıyor. Pamuk, 1970'lerin, Batı'nın ve sermayenin dudaklarını uçuklatan direniş dünyasına bakarken, bu dünyanın aktörlerini (sanatçılar bu dünyanın ayrılmaz parçalarıydı), adeta sanatı gereksiz bulan "kazmalar" olarak sunuyor. Bu ülkesinin edebiyat geleneğini ve bu edebiyatın direniş geleneğini inkâr eden karalayan hatta dışarıya, Batı'nın "bakışına" şikâyet ederek kendini olumlamaya kalkan bir yaklaşım değil mi? Sakın yazar Nobel'e giden yolun buradan geçtiğine inanıyor olmasın?

[1] "İzi" duyumsanamayacak kadar zayıf olanlara ilişkin bu örneği, Pamuk verdiği için kullanıyorum, yoksa ideolojik yapıntının bastırdığı başka varoluşlardan da söz edilebilir. Bunları bulup çıkartmak sanatçının görevi... Varoluşun o kadar çok tonu var ki. Burada hemen aklıma, Nâzım Hikmet, Turgut Uyar (Dünyanın En Güzel Arabistan'ı), küçük İskender, Murathan Mungan geliyor. Tabii bu liste salt bu isimlerle ve salt şiir alanıyla sınırlı tutulamaz...[2] Donald Kuspit, Redeeming Art, Allworth Press, New York, 2000, sf, 134-154[3] A. Alvarez, Beckett, Fontana, 1973[4] Guy Debord, La société du spectacle, Buchet-Chastel, 1967 [5] Jean Baudrillard, Simulacra and Simulation, Michigan, 1994[6] Sessiz Ev romanında da benzer bir sorun var. Kitaptaki, devrimci, neoliberal ve faşit, üç karakter karşımıza son derecede abartık ve tek boyutlu olarak çıkıyorlar. Bu da, ister istemez, bize, yazarın aslında karakterileri bilmediği, malzemesine yabancı olduğu, karakterlerini teorik varsayımlarla türetmeye çalıştığını (karakterlerin konuşmaları, sık sık gerçek konuşmadan çıkıp adeta birer "met-söylemle" dönüşmeye başlıyor)

User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
Viol D'amore
mesaj Oct 20 2006, 02:41:38 PM
İleti #8


LordOfTheHiggs
**

Grup: Üyeler
İleti: 116
Katılım: 16-October 04
Üye No.: 11,255



Orhan Pamuk'un bütün kitaplarını okudum ve gayet başarılı buldum. Kendine göre bir tarzı var. Bana göre en iyi kitabı Benim Adım Kırmızı, en kötüsü ise Yeni Hayat ama o bile çok iyi bir kitap. Aldığı ödülü edebi başarısıyla kazanabilecek düzeyde bir yazar olduğunu düşünüyorum. Herkes fikirlerini açıkça dile getirebilir. Buna saygı duymayı millet olarak artık öğrenmemiz lazım diye düşünüyorum...
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
si-murg
mesaj Oct 20 2006, 06:08:52 PM
İleti #9


Hiç
Group Icon

Grup: Moderator
İleti: 3,391
Katılım: 22-December 05
Nereden: Der-saadet
Üye No.: 52,938



Pamuk'un roman adına ortaya koyduğu bütün eserleri okudum. Birçoklarında olduğu gibi benim de Orhan Pamuk ile tanışmam "Yeni Hayat" romanıyladır. Meşhurdur ilk cümlesi: "Bir kitap okudum ve tüm hayatım değişti." Tüm hayatım değişmedi ama hayatıma o kitapla Orhan Pamuk girdi. Sonrasında bunu diğerleri takip etti. Fikrimce en zirve romanı "Kara Kitap"tır. "Benim Adım Kırmızı" çok fazla kendinden bahsettirmiş olsa da "Kara Kitap" seviyesine çıkamaz. "Benim Adım Kırmızı"da yazarın yazdığı konular hakkında arıştırma yapıtığı besbellidir. Bazı yerlerde yazar ile yazılanları pek Orhan Pamuk ile bağdaştıramıyorsak da dersini iyi çalıştığı çok net anlaşılıyor. "Kara Kitap" ise hem dil, hem kurgu ve hem de kurduğu roman dünyası ile edebiyatımızın zirvelerinden biridir. Hele kitabın bir bölümünde yaklaşık 1,5-2 sayfa kadar süren ve noktalama işaretleriyle birbirine bağlanan tek cümlelik "seni severdim" şeklinde bir bölüm vardır ki oldukça ilginç ve hoş bir bölümdür. Son romanı olan "Kar" ise okuduğum romanları içinde bana göre en zayıflardan biri. "Cevdet Bey ve Oğulları" klasik Orhan Pamuk romanlarından tamamen ayrı bir yerde durmaktadır. Zira o romanı diğerlerinden sonra okursanız şunu çok net görürsünüz: Orhan Pamuk klasik mânâda bir roman yazmıştır. Daha sonraları kendi tarzını oluşturmuşsa da bu romanındaki anlatımı ve roman kurgusu bizim eski dönem klasik yazarlarımızı ciddi anlamda çağrıştırır. Şimdi diğerleri hakkında da bir şeyler yazmak var ama ne yalan söyleyim uzun zaman geçtiği için pek hatrımda kalmamışlar.

Neyse, "Bir kitap okudum ve hayatım değişti." Okumak lâzım, okumak şart. smile.gif

Bu ileti sımurg tarafından Oct 20 2006, 06:09:35 PM yeniden düzenlenmiştir.
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
chuju
mesaj Oct 20 2006, 06:13:35 PM
İleti #10


Master
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,585
Katılım: 9-June 04
Nereden: Ankara - İzmir
Üye No.: 3,541



Ben bilindiği üzere pek kitap okumam. Ama Orhan Pamuk'un Kar isimli romanını eniştem zorla verdim. Mecburen okuyacağız artık.

Suna Yakın'ın romanlarını da çok övdüler. oleyo2.gif biggrin.gif
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
DENIZCISERKAN
mesaj Oct 21 2006, 11:32:31 AM
İleti #11


Eski biri...
****

Grup: Üyeler
İleti: 1,202
Katılım: 31-August 04
Nereden: İstanbul
Üye No.: 8,184



beyaz kaleyi beğenmiştim,kara kitap ı yarıda bıraktım biraz ağırdı.
ama benim adım kırmızı bence türk edebiyatının en iyilerinden biridir.2 kere okudum,inanılmaz keyifli ve zengin ayrıntlılarla süslü bir romandı...

User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
muzikopat
mesaj Oct 26 2006, 10:52:02 PM
İleti #12


Cressendo :)
Group Icon

Grup: Etkin Üye
İleti: 2,097
Katılım: 21-December 04
Üye No.: 17,999



Orhan Pamuk okumaya Kara Kitap la başladım. İlk okumaya başladığımda herkesin söylediği gibi kullandığı dil bana da ağır gelmişti. Ama dikkatimi vererek okumaya devam ettim. Arkasından Cevdet Bey ve Oğulları, Yeni Hayat hemen arkasından Benim Adım Kırmızı, Kar, Öteki Renkler bunu takip etti. Kitaplarını okudukça daha iyi anlamaya ve daha iyi irdelemeye başladım. Kitapları benim bestlerim arasında sayılan kitaplardan artık. smile.gif

Bu ileti muzikopat tarafından Oct 26 2006, 10:53:32 PM yeniden düzenlenmiştir.
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
perezi
mesaj Oct 27 2006, 11:56:15 AM
İleti #13


Advanced Member
***

Grup: Üyeler
İleti: 537
Katılım: 25-May 04
Üye No.: 2,869



QUOTE(chuju @ Oct 20 2006, 07:13:35 PM) *

Suna Yakın'ın romanlarını da çok övdüler. oleyo2.gif biggrin.gif



offtp.gif


Belki bilmiyorumdur diye baktım ama Suna Yakın diye birisini bulamadım.

Sunay Akın olmasın ?

http://www.sunayakin.info/




User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
OLDBOY
mesaj Oct 27 2006, 02:08:24 PM
İleti #14


king of cool
****

Grup: Üyeler
İleti: 1,095
Katılım: 9-January 05
Nereden: C:\Windows\system32\cmd.exe
Üye No.: 20,804



QUOTE(perezi @ Oct 27 2006, 10:56:15 AM) *

QUOTE(chuju @ Oct 20 2006, 07:13:35 PM) *

Suna Yakın'ın romanlarını da çok övdüler. oleyo2.gif biggrin.gif



offtp.gif


Belki bilmiyorumdur diye baktım ama Suna Yakın diye birisini bulamadım.

Sunay Akın olmasın ?

http://www.sunayakin.info/



İlk kim düşecek diye bekliyordum flaugh.gif
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
Dinosaur
mesaj Oct 27 2006, 02:32:46 PM
İleti #15


Oldest of Forum
Group Icon

Grup: Uzman
İleti: 10,114
Katılım: 10-September 05
Nereden: Denize yakın,yeşil bir yer...
Üye No.: 27,483



Orhan Pamuk kitaplarını anlamama sebebi;Kültür eksikliği imiş.
Hafatalık bir dergide,bir saygın aydın kişi yazmış.....
User is offlineProfiline GitÖM
Go to the top of the page
+Quote Post
4 Sayfa V  1 2 3 > » 
Konuya Cevap EkleYeni Konu Baslat
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



rss Basit Görünüm Şuan: 21st October 2014 - 02:30:18 AM